3.12.2008

Tiryakiye Yakışır Bir Kahve


Kahvenin Meyvesi



Tiryakiye yakışır bir kahve ağır ateşte 15–20 dakika pişirilmeli, cezve sık sık ateşe sürülüp geri çekilmelidir.Eskiden böyleydi. Her fincan kahve için bir kaşık kahve ve bir kaşık şeker günümüzde kural haline gelmiştir.

Nasıl pişirilirse pişirilsin köpüksüz bir Türk kahvesi düşünülemez. Eski Türk kahvesi ise genellikle şekersiz olurdu. Bunun yerine kahve öncesinde veya sonrasında tatlı bir şey yemek veya içmek geleneği vardı. Tatlı olarak şerbet gibi içecekler alındığı gibi reçel, şekerleme veya lokum da yenirdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun etkisindeki Yunanistan, Makedonya, Yugoslavya gibi yerlerde ve Türkiye’de kadınlar tarafından Türk kahvesi genellikle şekerli olarak alınırdı. Bu bakımdan sade, yandan çarklı, orta vb. gibi isimlerle kırkı aşkın kahve pişirme şekli bulunmaktadır.

Şayet kahvenin değişik ve güzel bir koku taşıması isteniyorsa fincanların dibine yerleştirilen bir mahfaza içine kokulu maddeden bir parça konulurdu. En çok yasemin, amber, karanfil ve kakule kullanılırdı.

29.11.2008

Karkade


Hibiskus, Hibiküs, Hibiscus sabdariffa Karabamya Afrika Bamyası
Familyası: Ebegümecigiller, Malvengewaechse, Malvaceae
Drugları: Hibiskus Çiçekleri: Hibisci flos

Hibiskus’un aslında çiçeklerinin kupa yaprakları ve dış kupa yaprakları çay ve natürel ilaç yapımında kullanılır. Taç yaprakları ise kullanılmaz.


Giriş:
Eskiden hibiskus türleri ile bamya türleri birlikte zikredilir iken günümüzde ebegümecigillerin bir alt türevi olan bu iki tür ayrı alt gruplara ayrılmıştır. Bu nedenle hibiskus Türkiye’de karabamya veya Afrika bamyası diye anıla gelmiştir.

Almanya’da ise çok meşhur bir Yazarın (M. P.) Hibiskus’san bahsederken yanlışlıkla Japon Çiçeğinin fotoğraflarını yayınlamış ve onun botanik yapısından bahsetmiş ve bir diğer önemli yazar ise hibiskus yerine bamya’dan bahsetmesi nedeniyle zihinleri karıştırmışlardır.
Doğrusu bende önceleri çok yanılmış ve yanlışlıkla başka bitkilerin fotoğraflarını çekmiştim. Ağustos 95’de Üniversitenin botanik bahçede gezerken tesadüfen Hibiskus’u görüp altındaki Latince tabelayı okuyunca doğrusu çok şaşırdım. Fakat sonunda yüzbeyüz emin olarak gönül rahatlığı ile bu bitkiden de bahsetme cesaretini kendimde buldum.
Botanik:
Genellikle bir yıllık bir bitki olup boyu 2 metreye kadar ulaşan, çok çatalı otsu bir bitkidir Yaprakları gövdeye oturmuş ğç parça ortadaki parçası uzunca ucu sivri dil şeklinde kenarları kertikli koyu yeşil renklidir.
Çiçekleri beyaz veya hafif pembemsi beyaz geniş kalp şeklinde göbeğe doğru koyu vişneçürüğü rengini alan taç yaprakları beş adet olup ve de ortada bir demet sarı tozluğu bulunur.
Taç yaprağını kavrayan kupa yaprakları açık veya koyu vişneçürüğümsü yeşil renkte olup üzeri tüylü, kalın etli bir yapıya sahiptir ve de bunu etrafını çeviren ayrıca 8-12 adet daha ince, küçük dış kupa yaprakları mevcuttur.
Çay ve natürel ilaç yapımında bu kupa yaprağı ile dış kupa yaprağı kullanılır diğer kısımları kullanılmaz.
Yetiştirilmesi:
Eskiden vatanı Sudan olan bu bitki günümüzde hemen hemen tropik ve subtropik ülkelerde yetişmekte ve hatta Almanya gibi iklimi ılıman olan ülkelerde bile yetişmektedir. Türkiye’nin hemen her bölgesinde yetiştirilebileceği kanaatindeyim.
Hasat zamanı:
Çiçekleri solduktan sonra kupa yaprakları tekrar kapanır ve kurumaya başlar bu zaman toplanır ve kurutulduktan sonra nemde uzak bir yerde porselen kaplarda muhafaza edilir.

Birleşiminde:
Geniş bilgi: Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp isimli kitabımızda mevcuttur.
Kullanılması: a-) Üniversite kliniklerinde tedavi denemeleri ve araştırmalar yapılmamıştır. Bu nedenle bugünkü bilgilere göre 2. sınıf bir şifalı bitkidir. Hibiskus yerine göre daha etkili olan başka bitkiler kullanılmalıdır örneğin:
Pekliğe karşı Ravent-, Keten-, Sinameki-, Nane-, Akdiken-, veya Gökçek İksiri daha etkilidir.
b-) Komisyon E’nin Alman sağlık bakanlığına bağlı olarak çalışan Komisyon E’nin 01.02.1990 tarih ve 22a nolu monografi bildirisine göre hibiskusun tatlandırıcı, renk verici ve hoş koku verici olarak kullanılabileceği açıklanmıştır.
c-) Afrika’da halk arasında müshil yapıcı ve renk verici olarak kullanılır. Ayrıca çok az oranda iştah açıcı ve iltihapları önleyici özeliği olduğu ileri sürülmektedir. Fakat Afrika’da asıl hararete karşı serinletici olarak kullanılmaktadır.
Çay: Bir kahve kaşığı ince kıyılmış, kurutulmuş hibiskus kupa yaprağı demliğe konur ve üzerine 300-400 ml kaynar su doldurulduktan sonra 5-10 dakika demlemeye bırakıldıktan sonra süzülerek içilir.

Yan tesiri: Bilinen bir yan tesiri yoktur. Alıntı

27.11.2008

Zilhicce'nin On Günü; Leyali-İ Aşere

Kur’an-ı Kerim’de Fecr Suresi’nin başında, “On geceye yemin olsun ki…” ifadeleriyle bahsedilen bu on gecenin ne muazzam bir hazine olduğunu ne yazık ki hakkıyla bilemiyoruz. Bazı kaynaklarda bu on gecenin Ramazan’ın son on günü veya Muharrem’in onuncu gününe (Aşure Gününe) kadar olan on gün olduğu kayıtlı olsa da genel görüş ve kabul, bu mübarek on günün Zilhicce ayının ilk on günü olduğudur. Yani her senenin Kurban Bayramından önceki ilk dokuz günü ve Kurban bayramı günü olmak üzere tam “on gün”

Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır

Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.

İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi:

Allah'a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce'nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.” (Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)

Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin
Yine Efendimizden (s.a.v.) harika bir teşvik cümlesi:
Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)
Tesbih, sübhanallah; tahmid, elhamdülillah; tehlil, lâilâheillâllah; tekbir ise Allahu ekber demektir. Tesbih, tahmid ve tekbirin namazın çekirdekleri hükmünde olduğunu düşünürsek, bugünlerde nafile namazları arttırmanın ne kadar büyük sevap olduğunu anlayabiliriz.

Arefenin yeri başkadır

Bugünlerde oruç tutup, gündüzünü ve gecelerini de ibadetle geçirmek hem affa, hem de büyük sevaplar elde etmeye vesile olur.

Bu on gün içinde Arefe gününün yeri ise bambaşkadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Arefe günü tutulan oruç hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına keffaret olur.”

(Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 457)

Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman, Arefe günü kardeşi Hz. Aişe’nin (r.a.) huzuruna girdi. Hz. Aişe oruçlu olduğu için hararetten dolayı üzerine su dökülüyordu. Abdurrahman ona:
Orucunu boz” dedi. Hz. Aişe:
“Resulullahın (s.a.v.), ‘Arefe günü oruç tutmak, kendisinden önceki senenin günahlarına keffaret olur’ dediğini işittiğim halde iftar mı edeyim?”
dedi. (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 458)

Bu on günü hangi ibadetlerle değerlendirmeliyiz?

Her şeyden önce her zaman ve zeminde en vazgeçilmez ibadet olan beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz. Çünkü hiçbir nafile ibadet farzların yerini tutamaz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha bir dikkat ve huşu ile eda etmeliyiz. Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur’an, istiğfar, salavat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz. Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde Kuşluk, Evvabin, Teheccüd gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır.

Arefe günü bin İhlâs Suresi okumak çok faziletlidir. Çünkü arefe, tevhidin, azamet ve kibriyanın tam hissedilip ilan edildiği gündür. Bunun için Arefe gününün sabah namazında başlayıp bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar 23 vakit farzlardan sonra teşrik tekbirlerini getirmek vaciptir. Hatta bu tekbirleri on gün içinde müsait oldukça söylemek büyük sevaptır.

On Günlük İhyanın Püf Noktaları

- Birçok insan bugünlerin kıymetini bildiği halde günlük işlerin ve ilişkilerin içinde tam bir ihya programı yapamıyor. Ya unutuyor ya dünya işlerine zaman ayırıyor ya da tam istifade edemiyor. Bunun için şu basit, ama etkili tavsiyelere dikkat edin:

- Her yılın Kurban Bayramı öncesi 9 günü ile Kurban Bayramı gününü yani Zilhicce’nin ilk on gününü ajandanıza veya her gün gördüğünüz bir yere not edin.

Bu on gün içinde sizi meşgul edecek misafirlik, yolculuk ve yorucu işlerden uzak durun. Bu tür programları ya öne alın veya erteleyin.

- Seçici olmadan maç, dizi, haber izlemek gibi boş ve sizi ilgilendirmeyen işlere zaman ayırmaktan her zaman kaçının; bu on günde ise daha bir titiz olun.

Tamamı

25.11.2008

Sevginin Sadece Sözünü Edenlerle, Onu Yaşayanlar Arasında Ne Fark Vardır?”


Bir gün sormuşlar ermişlerden birine. “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?

“Bakın göstereyim” demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

Ermiş “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. “Peki” demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine “Şimdi…” demiş ermiş. “Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.” Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. “Buyrun” deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

İşte” demiş ermiş. “Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil veren kazançlıdır her zaman…

21.11.2008

Evlat

Ana ve babaların çocuklarına bağışlayabilecekleri en güzel miras, günlük zamanlarından bir kaç dakikadır. (O.A. Batista)


19.11.2008

Papaya Ağacı

Mahallemizde ki bu ağacın papaya olduğunu bugün öğrendim, aslında önceden de merak edip inceleyip buraya da kaydettiğim halde ağacı tanıyamadım.



6.11.2008

Pomelo

Diğer İsimleri: Çin Greyfurdu, Shaddock, pomelo Egzotik bölgelerin kutsal olarak da nitelendirdiği pomelo. Bir turunçgil olan pomelo bitkisi iri bir greyfurt görünümünde ancak portakaldan daha tatlıDış görünüş bakımından diğer türlerden farklı değildir, 4-7 metre boylana bilen, her dem yeşil, meyve büyüklüğü 1 kg kadar çıkabilen bir türdür. Dünyada pomelo Çin greyfurdu ve Shaddock olarak da anılmaktadır. Ülkemizde büyük mağazalarda ve bazı internet sitelerinde satışı yapılmaktadır. Fiyat olarak tropik meyvelerde olduğu gibi yüksek rakamlar satışa sunulmaktadır. 8 – 12 YTL civarında satış aralığı vardır. İthal olarak ülkemize getirilmektedir.Özellikle diyet yapan bayanlar tarafından tercih edilmekte ancak ithalatı artırıldığında veya ülkemizde üretildiğinde günlük meyve tüketiminde de kullanıla bilecektir. Lezzet ve besin değerleri açısından önemli avantajlara sahiptir. Kaynak

30.10.2008

Tosuncuk

Bir çocuk sütle ve övgüyle beslenir. Lamb


Çocuklar iyi yapmanın en iyi yolu onları sevindirmektir. Oscar Wılde

15.10.2008

Halil İbrahim Bereketi


Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış
Büyüğü Halil....
Küçüğü ise İbrahim...
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekârmış...
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş..
Bununla geçinip giderlermiş...
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
ikiye ayırmışlar....
iş kalmış taşımaya....
Halil, bir teklif yapmış :
İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı
bekle.
Peki, ağabey demiş İbrahim...
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye....
O gidince, düşünmüş İbrahim:
Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve
Kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıka gelmiş.
Haydi İbrahim. Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
Peki abi...!
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola..

O gidince, Halil'i düşünür bu defa:
Der ki:
Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.
Ama kardeşim bekâr.
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
Böyle düşünerek,
Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.....
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle sürüp gider.....
Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet aksam olur.
Karanlık basar.
Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile....

Hak Teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki ...

Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler.
Şaşarlar bu ise...
Aksine çoğalır buğdayları.
Dolar tasar ambarları.
Bugün "Bereket" denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adi: Halil İbrahim bereketidir...

Yukarıda anlatılan hikâyede olduğu gibi hiçbir şeyi sakınmamak lazım, çünkü ne kadar sakınılırsa ondan fazlası gider insanın elinden. Bu nedenledir ki cimrilik hiç hoş bir şey değil, çünkü paylaştıkça Allah artırır gerçekten. Allah insana böle gönül zenginliği nasip etsin.

Amin



Armudun Faydaları

Gülgillerden; çiçekleri beyaz bir ağacın meyvesidir. Armut; suluca yumuşak tatlı ve küçük çekirdeklidir. Rengi sarı ile yeşil arasında değişir. Ankara, Mustabey, Çengel, Kumla,
Bey olmak üzere birçok çeşidi vardır.

Kullanıldığı yerler:
Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. İdrarı bollaştırır. Böbrek kum ve taşlarının dökülmesine yardım eder. Yüksek tansiyonu düşürür. Kanı temizler bütün salgı bezlerinin normal çalışmasını sağlar. Kansızlığı giderir, kabızlığı önler. Sinirleri yatıştırır. Zihni yorgunluğu giderir. Susuzluğu keser. Tükürük ifrazatını artırır. Hamilelerin kusmalarını azaltır. Hazımsızlığı giderir. Mafsal kireçlenmesi, nikris ve romatizmada faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanların kompostosunu içmeleri tavsiye edilir. Yemeklerden önce yenecek olursa daha faydalı olur.
Ağza serinlik veren armut vitamin yönünden de çok zengindir. Armutta A,B bir ve B iki, PP ve C 3% vitaminleri, bundan başka, meyve şekerleri, karbonhidratlar, bitkisel yağ, selüloz ve tanin bulunur. Bu değerli meyve, madensel tuzlar yönünden çok zengin olduğu için, organizmanın madensel tuz gereksinimini karşılar.

Fransızların ünlü doğa bilimcisi Maurice Messegue armudun meziyetlerini şöyle över: "Tarihin çok eski çağlarından beri bilinen armut, güneş ışınlarıyla okşanıp yetişen eşi enderi bulunmaz, çok yararlı bir meyvedir. Hoş kokuludur, iç açıcı ve serinleticidir. Armut yiyenler kızgın çöl güneşinin altında bile susuzluk duymazlar. Vitamin yönünden zengindir.

Yararları:
• Kanı zehirlerden temizler ve idrar söktürür.
• Sindirimi kolaylaştırır, mideye güç verir.
• Nezlenin çabuk iyileşmesini sağlar.
• Çarpıntıyı keser.
• Bağırsakları yumuşatır.
• Serinlik verir.

Sinirleri Yatıştırır:
Armudun özelliklerinden biri de sinirleri yatıştırmasıdır. Meyve bu özelliğini içinde bol miktarda bulunan (B) vitaminlerinden alır. Gergin sinirleri yatıştırır ve zihin yorgunluklarını giderir.

Cildi Güzelleştirir:
Çevre kirliliğinin porsuttuğu ciltleri besler. Yaşlanmış ciltlere pırıl pırıl bir görünüm kazandırır, teni gerginleştirerek kadını güzelleştirir ve gençleştirir.

Nasıl Alacaksınız?
Armudun yeşili ham, olgunu sarıdır. San renklileri tercih edin. Üstünde siyah lekeler varsa ve fazla yumuşaksa bu, armudun çürümeye yüz tuttuğunu gösterir.

Nasıl Yiyeceksiniz?
Böbreklerde kum yaptığı için fazlası zararlıdır.

21.09.2008

Kara Üzüm Çekirdeği


Kara Üzüm Çekirdeği

Antioksidan olan üzüm çekirdeği vücudu, kendi içinde oluşan ya da dış kaynaklı serbest oksijen radikallerinden ve diğer radikallerden korur. Üzüm çekirdeğinin antioksidan özellikleri çok tanınmış antioksidan vitaminler olan C vitamininden 20 kat, E vitamininden ise 50 kat daha üstündür.
Doğal yolla üre(til)miş meyveler, sebzeler ve otlar sağlığımız için son derece yararlıdır. Üzüm çekirdeği de bunlardan biridir. Fakat beslenme bir bütündür. Sadece üzüm çekirdeği, yeşil çay, kuşburnu gibi iki üç gıdayı yemek, buna karşılık beslenmenin diğer unsurlarına dikkat etmemek ile kendinizi kurtaramazsınız. Sağlıklı bir yaşam için her mevsimin meyve, sebze ve otunu dönüşümlü olarak yiyin, un ve şekerden mamul gıdaları diğer rafine ya da paketlenmiş yiyecekleri iyice azaltın; suni yemle beslenmemiş hayvanların et, süt ve yumurtasını tüketin.

Üzüm çekirdeği hülasası (özütü) nedir? Devamı


8.09.2008

Allah De...

Fakir bir çobandır... Hükümdarın kızını görür, âşık olur. Aşkı onu mecnunlaştırır..... Her nasıl olursa olsun o kıza kavuşmayı kafasına koyar... "Acaba nasıl olabilir?" diyerek memleketin ulu kişilerini, aklı erenlerini dolaşmaya başlar. Her huzuruna vardığı mübareğe durumu anlatır ve sorar "Acep ben ne etsem de hükümdara damat olabilsem?" Dinleyenler tebessümle cevap verir. Sırt sıvazlar, teselli ederler:
"Be evladım," derler, "bu olacak iş mi, davul bile dengi dengine... Var git köyüne, kendi dengini bul... Hükümdar kızını unut." Fakat kaç kere bu ümit yıkan cevabı almış olsa da yılmaz, garip çoban. Nihayet gerçek bir arif, gerçek bir "bilen kişi" bulana kadar...
O, arif kişi:
"Kolay" der, "ama söyleyeceğimi aynen yapacaksın."
Âşık çobanın gözleri ümitle parlar, heyecanla atılır...
"Ne istersen söyle, yaparım" der.
Arif kişi anlatır...
"Şehrin kapısının karşısına bir divan kur. Üzerine otur. Ve 24 saat boyunca sürekli olarak sadece 'Ya ALLAH, de'. Yanına kim gelirse gelsin, sana ne derse desin, ne yaparsa yapsın, sakın ara verme, 'Ya ALLAH' demeyi terk etme... Ta ki bir gün hükümdar kendi ayağıyla gelip, kendi diliyle kızını sana teklif edeceği ana kadar. O zaman ki artık, istediğin olmuştur, 'Ya ALLAH' demeyi bırakabilir, eski hayatına dönebilirsin..."
Aşkının imkansızlığı karşısında, çok sabit ve kolay gelen arif kişinin bu teklifini hemen gerçekleştirir, aşık çoban... Şimdi o bir tahta sıranın üzerine oturmuş, 24 saat boyunca 'Ya ALLAH' demektedir.
Genç çoban kısa zamanda şehirde ünlü olur. Hep 'Ya ALLAH' demenin verdiği nurla da ayrı bir çekiciliğe bürünür... Ve aşık çobanın meraklıları, hayranları hızla artar. Herkes birbirine şehrin kapısındaki o gencecik Hak dostunu, o nurlu veliyi anlatmaktadır...
Şöhreti ve ziyaret edenleri hızla çoğalır... Her gelen, gence başka bir şey dedirtmek, dikkatini dağıtmak 'Ya ALLAH’I bıraktırmak için aklına gelen her şeyi yapmakta, fakat hiç kimse başarılı olamamaktadır... İleri gelenler, vezirler derken, duyduklarıyla iyice meraklanan hükümdar da bir gün ayağına gelir genç çobanın...O da gözleriyle görür bu nura kesmiş delikanlıyı, kulaklarıyla duyar ve o da hayran kalır.
O günlerde düşünmektedir hükümdar:"Bizim kız evlenme çağına geldi. Acaba damatlığa en uygun kimdir" diye
Hayran olduğu bu genç Hak dostu ise aradığı kişidir. Hükümdar çekinerek edeple 'Ya ALLAH' diyen çobanın kulağına fısıldar:
"Oğlum bir dakika beni dinler misin?"
Âşık çobanın hali değişmez:
'Ya ALLAH'
Hükümdar başını iki yana sallar:
"Peki" der, "hiç olmazsa kulağını bana ver. Benim damadım olur musun?"
Genç çoban susar...'Ya ALLAH' kesilir... Herkes dehşete düşer
Ağır ağır başını hükümdara çevirir, gözlerine "derin" bakar, ağzından kelimeler tane, tane dökülür. "Olamam efendim" der, "siz kızınıza başka bir koca arayın."
Genç çobana 'Ya ALLAH' dedirten sebebi, olayın arka planını bilenler hayretle sorarlar:
"Bütün istediğin, derdin bu değil miydi? Şimdi niçin hayır diyorsun."
Genç cevap verir ve soru sahipleri oldukları yerde donarlar:
"Ben kullarından birine duyduğum bir aşk nedeniyle, riyakârca 'Ya ALLAH' dedim, Rabbim hükümdarı ayağıma getirdi, kendi diliyle kızını bana teklif ettirdi. Bundan sonra sadece ALLAH için, 'Ya ALLAH' diyeceğim, bakalım ona ne verecek."

5.09.2008

Jambu

Anavatanı Malaya yarım adası olan bu meyve ağacının boyu 4 m. kadardır. Yaprakları kısa saplı ve oval şekilde, 30 cm. boyunda ve ortalama 10 cm. genişliğindedir.


Pembe veya cinsine göre kırmızı olan çiçeklerinden oluşan meyveler ufak bir elma iriliğinde, beyaz renkte ve güle benzer bir kokusu ile, ortasında bir de yuvarlak çekirdeği vardır.


Özellikle kurak bölgeleri seven bu meyve, çok kuvvetli topraklarda iyi yetişemez. Meyve lezzeti çok iyi değildir. Diğer cinsleri içinde E. unifLora, E. aquea, E. Javanica önemli olup, bunların ayrıca birçok çeşitleri de vardır.Alıntı






Bunlarda İlginizi Çekebilir

Blog Widget by LinkWithin