Adamın biri, bir çocuğa elma vermiş. Çocuk çok sevinmiş. Bir elma daha vermiş. Çocuk daha çok sevinmiş. Bir elma daha verince; çocuk sevinçten deliye dönmüş. Ve bir elma daha verince, çocuk dört elmayı elinde zapt edememiş, sonuncusunu düşürmüş yere... Bu sefer ağlamaya başlamış çocuk.
Hayat böyledir işte...
Hayal etmediğimiz bir saadete eriştikten sonra, onun bir lokmasını dahi kaybetmek bizi perişan eder.
"Bir kavim, ahdi (Mevlâ Tealâ’ya veya insanlara verdikleri sözü) bozarsa, mutlaka düşmanları onlara musallat kılınır. Bir kavim Allah’ın indirdiğinin gayrı ile hükmederse, mutlaka onların içinde fakirlik yayılır. Bir toplumda zina yayılırsa, mutlaka onların içinde ölüm çoğalır.
Bir kavim ölçüyü (ve tartıyı) eksik ederse, mutlaka nebattan men olunur ve (kurak) senelerle yakalanırlar. Bir kavim, zekâtı meneder (vermez) lerse, mutlaka yağmur onlardan hapsolunur (yağdırılmaz.)
Sadaka 70 çeşit belayı önler. Bunların en hafifi cüzzam ve barastır.Ha tib
Sadaka şeytanın belini kırar. Deylemi
Gizli verilen sadaka, Allah'ın gazabını söndürür. Beyheki
Sırf Allah rızası için sadaka verene, kıyamette Allahü teâlâ, "Ey kulum, sen benim rızamı gözettin, ben de seni hakir etmem ve vücudunu Cehenneme haram kılarım. Haydi, Cennete istediğin kapıdan gir" buyurur. Deylemi
Az da olsa sadaka verin. Parayı saklayıp vermeyene, Allah da ihsanını keser. Müslim
Rızkının bol olmasını isteyen sadaka versin. Deylemi
Cimrilik ise, iman zayıflığından ve ilimsizlikten kaynaklanır. Hayra verdiği paranın boşa gittiğini zanneder. Hâlbuki ona kat kat mükâfat verildiğini düşünemez. Şeytan, insana musallat olur, hayra mani olmak için vesvese verir.
Peygamber efendimiz, (Yemin ediyorum, sadaka vermekle mal eksilmez, öyle ise sadaka verin!) buyuruyor. İ. Ahmed
Sadaka verenin malının bereketi artar. Az malı çok iş görür. Hadis-i şerifte,
Gizli açık çok sadaka verin ki rızkınız bollaşsın, yardıma mazhar olasınız ve duanız kabul edilsin buyuruluyor. İbni Mace
Biz verdikçe Allah da bize kat kat fazlasıyla verir. Biz kısarsak, Allah da bize vermeyi kısar.
Hazreti Ebu Bekirîn kızı Esma radıyallahü anha’nın, Ya Resulallah, eşim Zübeyr'in verdiği mehirden başka malım yoktur. Sadaka vereyim mi? sualine Resulullah Efendimiz şöyle cevap verdi:
Gücün nispetinde sadaka ver, kesenin ağzını sıkma! Allah da, senin rızkını sıkar. Buharî
Bir hurma tanesi de olsa, sadaka olarak verin; çünkü o, az da olsa açlığı dindirir ve suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları yok eder.
İbni Mübarek
Güne başlarken sadaka vermek, felaketleri önler. Deylemi Sadaka, nafile oruç tutmaktan daha faziletlidir. Beyheki Sevabı Müslüman ana babasına niyet edilerek verilen sadakanın sevabı, onlara da gider, kendi sevabından da bir şey eksilmez. Taberani
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem pazarda bir buğday sergisine uğradı. Elini buğday yığınının içine daldırdı, parmakları ıslandı. Bunun üzerine satıcıya:
- "Ey zâhîreci! Bu ıslaklık nedir?" buyurdu. Adam:
- Ey ALLAH´ın Resûlü! Yağmur ıslattı, dedi. Resûl-i Ekrem:
- "İnsanların görüp aldanmaması için o ıslak kısmı ekinin üstüne çıkarsaydın ya! Kim bizi aldatırsa, bizden değildir" buyurdu. Müslim, Îmân 164
Açıklamalar
Her ne suretle olursa olsun hile yapmak ve insanları aldatmak kesinlikle yasaklanmıştır. Hadisimiz durumu hem prensip olarak ortaya koymakta hem de çokça rastlanan bir misal vermektedir.
Ayıbı gizleyip göstermemek ve söylememek demek olan hilekârlığın bir şekli hadisin ikinci rivayetinde dikkatlerimize sunulmuştur.Toptan veya halkımızın ifadesiyle kabala yani göz kararı satılan, tartılmayan mallarda daha çok tesâdüf edilen bir hile ile bizzat Hz. Peygamber karşılaşmış bulunmaktadır. Çuval veya ölçek işi buğday satan bir zahîreciye satın almak veya teftiş için uğramış olan Resûl-i Ekrem Efendimiz, mübârek elini şöyle bir buğdayın içine daldırıveriyor. Bir de ne görsün, buğdayın iç kısmı ıslak. Bunun üzerine, satıcıyı sorguluyor ve aldığı "yağmur ıslatmıştı" cevabı karşısında da "İnsanların görüp aldanmaması için o ıslak kısmı ekinin üstüne çıkarsaydın ya!" diye yapılması gerekeni hatırlatıyor. Daha sonra işin kâidesini, "Kim bizi aldatırsa, bizden değildir" buyurmak suretiyle ortaya koyuyor.
Peygamber Efendimiz´in bu sahteci buğday tüccârını cezalandırdığına dair herhangi bir bilgi bize ulaşmış değildir. Efendimiz´in böyle davranması, muhtemelen ilk kez böyle bir durumla karşılaşmış olduğu için o kişiyi uyarmayı ve konuya ait genel kâideyi hatırlatmayı yeterli görmesindendir.
Malın kötüsünü altına veya tezgahın arka kısmına koymak, süte su katmak, yüksek kaliteli mala düşük kalitelisini karıştırmak, para veya kıymetli kağıtların sahtesini yapmak ve müşteriyi aldatacak her türlü sahtecilik, "Bizi aldatan bizden değildir" hadîs-i şerîfinin tehdidine muhataptır. Şimdilerde milletler arası sahtekârlıklar, büyük ihâle yolsuzlukları göz önüne getirilirse, Efendimiz´in konuya gösterdiği hassâsiyet ve getirdiği ağır tehdidin ne kadar yerinde ve haklı olduğu kolaylıkla anlaşılır.
Ebu Hafs-ı Haddad (k.s), Ebu Bekr-i Şibli' nin evinde kırk gün müsafir kaldı. Çeşit çeşit yemeklerini yedi.Ayrılıp giderken; "Ey Şibli! Eğer yolun Nişabur'a uğrarsa, yanıma gel! Müsafirperverlik nasıl oluyormuş sana öğreteyim." dedi.Şibli'de; "Ben ne yaptım ki?" deyince;
"Başka ne yapacaksın, külfete girerek çeşitli yemekler hazırladın, müsafirperverlik bu değildir. Müsafirine öyle davranmalısın ki, hizmet ederken üzerine bir ağırlık çökmemeli, gittiği için de ferahlamamalısın! Külfete girersen, gelişi ağır olur, gittiğinde de rahatlarsın. Böyle ev sahipliği olmaz" buyurdu.
Bir müddet sonra, İmam-ı Şibli kırk arkadaşıyla beraber Nişabur'a geldi.Ebu Hafs-ı Haddad (k.s)' a uğradı. O da o gece müsafirleri için kırkbir mum yakmıştı. Şibli bunları görünce; Bu ne hal, külfete girmeyin demiştiniz. Bu mumlar ne böyle?" dedi. Ebu Hafs-ı Haddad (k.s); "Öyleyse onları söndür." buyurdu. Şibli, kalkıp mumları söndürmeye çalıştı, sadece birini söndürebildi. Bunun üzerine Ebu Hafs-ı Haddad (k.s);
"Sizi Allah celle celalühü gönderdi.Bende Allah rızası için kırk mum yaktım. Birini de kendim için yaktım.Benim için olanı söndürdün.Allah rızası için olanları söndüremedin.Sen ise Bağdat' ta her yaptığın şeyi benim için yapmıştın. Seninkiler külfet oldu, benim ki ise olmadı." buyurdu.
Hanımlara Rehmer Bilgiler
ve
Büyük islam Hanımları
Padişahın birisi bir gün hizmetçilerinden birine meyve verdi.
Hizmetçi meyveyi öyle iştahla yemeye başladı ki, padişah dayanamadı
ve “Bir parça da bana ver” dedi. Hizmetçi hemen
o meyveden bir parça sundu. Ancak padişah meyveyi ısırır
ısırmaz onun acı olduğunu fark etti ve kaşları çatıldı. Hizmetçisine
“Söyle bakalım, acı bir meyveyi neden bu kadar iştahla
yedin?” dedi. Bunun üzerine hizmetçi şu cevabı verdi: “Padişahım
şimdiye kadar elinden yüzlerce armağan aldım ve yedim.
Hepsi de birbirinden lezzetliydi. Bir kerecik de elinden acı
meyve geldi diye suratımı asmam.”
Bediüzzaman, çayı severdi. Dünyalık eşyası arasında küçük bir çay takımı vardı. Bir gün Bediüzzaman'm çay kaşığı kırıldı.
"Bunu tamir ettirin." dedi.
Zübeyir Gündüzalp, kaşığı tamirciye getirdi, ama alüminyum olduğu için kaynak yapılamayacağını öğrendi. Çaresi kolaydı. Hemen daha kaliteli ve yeni bir çay kaşığı alıp getirdi.
Bediüzzaman, durumu öğrenince üzüldü:
"Kardeşim, sen bilmiyor musun, o kaşık benim 40 yıllık arkadaşımdı. Ben kaşığımı isterim; tamir ettir, getir!" dedi.
Bir ramazan günüdür. Sultan Mahmut bu kez halkın kendisini tanıyamayacağı bir kıyafetle dolaşmaktadır. Bir ayakkabıcı dükkanından gelen ses dikkatini çeker padişahın. İhtiyar bir adam elindeki çekici boş örse vururken şöyle mırıldanmaktadır.
- Tıkandı da tıkandı, tıkandı da tıkandı…
Sultan Mahmut selam verip içeri girer:
- Hayrola baba, nedir tıkanan?
İhtiyar elindeki çekici boş örse vurmaya devam ederek:
- Sorma be evlat, der, tıkandı da tıkandı. Kırış kırış alnı, bembeyaz sakalıyla nur yüzlü bir ihtiyardır bu. Bundan iki-üç sene önceydi evlat, bir rüya gördüm. Çok büyük bir şadırvan vardı. Her tarafında irili-ufaklı çeşmeler… kiminden oluk oluk su akıyor, kiminden damla damla, kiminden iplik gibi. Nedir bu, diye sordum. Nasip çeşmesi, dediler. Oluk oluk akan padişahın nasibiymiş. Diğeri filan sadrazamın, öteki bilmem kimin… Gözüm bir çeşmeye takıldı o sıra. Arada bir tek-tük damlalar düşen bir çeşmeydi bu. Bu kimin, dedim. Senin çeşmen dediler.
İhtiyarı dinliyor görünse de, gülmesini zor tutuyordu padişah:
- Eee?..
- Oradan bir odun parçası buldum, çeşmenin ağzını açmak için zorlarken, odun kırılıp iyice tıkamasın mı çeşmeyi!.. Damla düşmez oldu. O günden beri böyleyim işte evlat.
Elindeki çekici örse vurmaya devam etti ihtiyar adam:
- Tıkandı da tıkandı…
Padişah sevmiştir bu tuhaf ihtiyarı. Saraya döndüğünde bir hindi dolması hazırlatır. İçinde çil çil altınlar olan bir hindi dolması. Dükkanı tarif edip hindiyi gönderir, neticeyi beklemeye başlar.
Tıkandı baba sevinir hediyeyi görünce. Nihayet nasibim açıldı der. İftara az bir zaman kala bu hindiyle bir iftar etmektense bunu satar, üç günlük yiyecek alırım diye düşünür. Hindiyi üç-beş akçeye satar.
Hadiseyi duyan Sultan Mahmut, gülmeye başlar, adamlarına yeni bir emir verir.
- Hemen bir tepsi baklava hazırlayın, her dilimin altına bir altın koyup götürün ihtiyara…
Tıkandı Baba, hindiyi sattığı komşusuna baklavayı da birkaç akçeye satar. Mutludur artık, nihayet nasibi açılmıştır işte. Padişah ise ihtiyarın saflığına kızmaya başlar:
- Getirin bana o ihtiyarı!
Tıkandı Baba Padişah’ın huzuruna getirilir. Olanı-biteni bir bir anlatır padişah. İhtiyar adam çok üzülür. Ellerini dizlerine vurarak dövünmeye başlar:
- Tıkandı da tıkandı, tıkandı da tıkandı…
Onun bu halini gören Sultan Mahmut bir kez daha merhamete gelir. Vezirine işaret verir. Hazine dairesinden bir altın sandığı, bir de kürek getirilir. İhtiyar küreği sandığa daldırıp çıkartacak, küreğin içindeki altınlar onun olacaktır.
Tıkandı Baba sevinir. Padişah’a dualar ederek heyecanla sandığa daldırır küreği. Sandıktan çıkardığında ise oracığa yığılır, bayılıverir. Zira heyecandan küreği ters daldırmıştır Tıkandı Baba. Ve küreğin sırtında tek bir altın vardır!
Sultan Mahmut nasipsizliğin deyimi olarak kalacak olan sözünü orada söyler işte.
Bereket, az malın çok faydası olmak, çok işe yaramak demektir. Az bir mal, bereketli olunca, çok kimsenin rahat etmesine, çok iyi işlerin yapılmasına yarar. Bereketli olmayan çok mal vardır ki, sahibinin dünyada ve ahirette felaketine sebep olur. O halde malın çok olmasını değil, bereketli olmasını istemelidir!
(Yemeği, toplu olarak yemekte bereket vardır.) [İbni Mace]
(Besmele ile yenen yemek bereketli olur.) (İbni Mace)
(Bereket, yemeğin ortasına iner. Onun için kenarından yiyin, ortasından yemeyin!)
(Sahurda ve sahur yemeğinde bereket vardır.) [Taberani]
(Yemekten önce ve sonra, elini yıkayanın evinin bereketi artar!) [İ.E.Şeybe] (Sıcak yemekte bereket olmaz). [Deylemi]
(Balda bereket ve şifa vardır.) [T.Gafilin]
(Sirkede, hurmada, sütte bereket vardır.) [İbni Mace]
(Rızkına razı olanın bereketi artar, razı olmayanınki bereketsiz olur.) [Ahmed]
(Alış verişte çok yemin etmek, malın bereketini giderir.) [Müslim]
(Ticarette bereket vardır, ticarete yalan, hıyanet karışınca bereket gider.) [Buhari]
(Bereket büyüklerinizdedir.) [İ.Rafii]
(İlk çocuğunun kız olması, kadının bereketindendir.) [İbni Asakir]
(Kız çocuğu bereketlidir.) [Deylemi]
(Çocuksuz ev bereketsiz olur.) [Ebuşşeyh]
(Evine girince, ev halkına selam ver ki, evin iyiliği ve bereketi artsın!) [Harâiti]
(Misafir, bin bereket ve bin rahmetle gelir.) [Nisab-ül ahbar]
(Evinden erken çıkanın işi bereketli olur.) [Bezzar]
(Yola çıkarken arkadaşları ile vedalaşan, onların duaları ile berekete kavuşur.)
(Ana babasına hizmet edenin ömrü bereketli, onlara karşı geleninki bereketsiz olur.)
(Muhammed isimli kimse bulunan ev ve yerde bereket olur.) [Deylemi]
(Sabahın sünnetini evde kılmak, rızkın bereketine sebep olur.) [İmad-ül-islam]
(Namaz kılanın rızkı bereketli olur.) [M.cenne]
(Vadeli alış verişte, ödünç vermekte ve arpa karışmış ekmekte bereket vardır.) [İ.Mace]
(Evde çöp bulunması bereketsizliğe sebeptir.) [Deylemi]
(Şarkıcı ve faizcilerin kazancında bereket olmaz.) [Deylemi] (Bir toplumda birisi söylerken diğerleri susmazsa, orası bereketsiz olur.) [Beyheki]
İlk defa tattım bu meyveyi, çikolatalı hurma diyorlarmış olgunlaşmadan yenile biliyor neredeyse elma kadar sert, değişik bir lezzet, yumuşak olgunlaşmış hurmadan farklı…
Kanuni Sultan Süleyman Han, Haçlı saldırılarına son vermek için ordusuyla sefere çıkmıştı. Ordu, ağır ağır ilerliyordu. Yol dar olduğundan, ordu mecburen bağların içinden geçiyordu. Hava çok sıcak olduğundan asker susuzluktan kıvranıyordu.
Çok güzel üzümleri bulunan, bir bağdan geçerken, askerin biri dayanamayıp, bağdan bir salkım üzüm kopararak biraz olsun susuzluğunu giderdi. Sonra da, asma ağacına, yediği üzümün çok üzerinde bir para bağlayarak, yoluna devam etti.
Çok geçmeden mola verildi. Asker, kan ter içinde bir köylünün koşarak geldiğini gördü. Hristiyan köylü ısrarla Padişah ile görüşmek istiyordu. Köylüyü Kanuni’nin huzuruna götürdüler. Kanuni sordu:
- Nedir bu hâlin, kan ter içinde kalmışsın, yoksa askerler sana zarar mı verdi?
- Ben şikayet için değil, memnuniyetimi bildirmek için geldim. Böyle bir askeri, böyle bir komutanı tebrik etmemek insafsızlık olur.
- Askerlerim sizi memnun edecek ne yapmışlar?
- Askerleriniz bağdan geçtikten sonra, asmanın dalında bağlı bir kese gördüm. İçini açtığımda para vardı. Dikkatli baktığımda, bir salkım üzümün koparıldığını gördüm. Anladım ki koparılan üzümün parası olarak bırakılmış. Sizde böyle güzel ahlaklı asker olduğu müddetçe sırtınız yere gelmez.
Kanuni, derhal o askerin bulunmasını emretti. Hristiyan köylü, bu askere ne gibi mükâfat verecek diye merakla beklemeye başladı. Nihayet asker bulunup, padişahın huzuruna getirildi. Kanuni, "Niçin izinsiz iş yaparsın? Parası verilmiş olsa bile, sahibinden habersiz mal almanın caiz olmadığını bilmiyor musun?" diye askeri azarladı. Sonra da, "Bu asker derhal ordudan uzaklaştırılsın." diye emir verdi.
Hristiyan köylü heyecanla Kanuni’ye sordu:
- Ben bu askerin mükâfatlandırılması için gelmiştim, siz onu niye cezalandırdınız?
- Kursağında, haram lokma bulunan bir askerle zafer kazanılmaz. Bunun için ordudan attım. Eğer aldığı üzümün parasını bırakmamış olsaydı, zalimlerden olurdu. İşte o zaman kellesini bile zor kurtarırdı...
Ramazan-ı Şerifiniz tebrik eder hayırlara vesile olmasını dilerim, Rabbim iyi değerlendirmeyi nasip etsin inşallah.......
Mübarek Ramazan ayı berekettir, herdem bereket sunmaya gelir...
Peki, bereket nedir ki?..
Bereket; artma, ziyade, sürur mânalarına gelir. İbni Abbas bereketin hayırların tümünde bolluk anlamına geldiğini söyler.
.............
“Eğer o ülkelerin ahalisi iman edip Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bereketler açardık; ancak onlar yalanladılar, facbiz de onları kazana geldikleri nedeniyle yakalayıverdik/cezaya çarptırdık. (A’râf: 96.)
Bu âyeti celile bereketin beşer hayatında bolluğunu Allah’ın rızasıyla, yokluğunu da O’nun hoşnutsuzluğuyla açıklamaktadır.
Bu yüzden diyebiliriz ki; insan hayatında bereketi azaltan en büyük etmen günahların yaygınlaşmasıdır. Ramazan ikliminin bereketle ilişkisi de bu kabildendir.
Çünkü Ramazan insanların günahtan diğer aylara nisbeten daha fazla kaçındığı bir vasatın adıdır. İbâdeti artıran ve günahları minumum düzeye indiren Müslüman hayatı, Allah’ın rahmetini ve keremini böylece celbetmektedir.
...............
Yani Ramazan, kulu Allah’a yakınlaştırdıkça insanın kazancı, çalışmaları, huzur ve mutluluğu da görünmeyen yollarla bollaşır. Bu mübarek ay içindekilerle bereketi artırmak için gelen kerem sahibi bir misafirdir.
Bu meyanda Resûlullah (s.a.s) buyurdular ki: "Sahur yemeği yiyin, zira sahurda bereket vardır." (Buhari: 2/678, hn. 1822; Müslim: 2/770, hn. 1095)
Sahuruyla bile bereket müjdeleyen bir Ramazan arifesindeyiz. O bereketlerini cömertçe sunmaya hazır. Ya biz bereketlenmeye hazır kıvamda mıyız? Kaynak
Allah’uTeâla, her insanın ve her hayvanın rızkını ezelde takdir etmiş, ayırmıştır. İnsanların ve hayvanların ecelleri ve nefeslerinin sayısı belli olduğu gibi, her insanın rızkı da bellidir. Rızk hiç değişmez. Azalmaz ve çoğalmaz. Kimse kimsenin rızkını yiyemez. Kimse kendi rızkını yiyip bitirmeden ölmez. Bu konudaki ayet-i kerimelerden birkaçının meali şöyle:
·Allah’uTeâla‘nınrızk vermediği, bir canlı yoktur. Hud 6
·Birçok canlı, rızkını kendi elde edemez. Sizin de onların da rızkını Allah verir. Ankebut 60
·Rabbin, rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. İsra 30
·Allah’ın kimine çok, kimine az rızk verdiğini çok kimse bilmez. Sebe 36
·Allah’tan korkana ummadığı yerden rızk gelir. Talak 2,3
Bir kimse, Allah’uTeâla emrettiği için çalışır, rızkını helal yoldan ararsa, ezelde belli olan rızkına kavuşur. Bu rızk, ona bereketli olur. Bu çalışmaları için de sevap kazanır. Eğer, rızkını Allah’uTeâla‘nın yasak ettiği yerlerde ararsa, yine ezelde ayrılmış olan o belli rızka kavuşur. Fakat bu rızk ona hayırsız, bereketsiz olur. Rızkına kavuşmak için kazandığı günahlar da, onu felaketlere sürükler.
İnsan, rızkını aradığı gibi, rızk da, sahibini arar. Çok fakirler vardır ki, zenginlerden daha iyi, daha mutlu yaşar. Allah’uTeâla kendisinden korkanlara, dinine sarılanlara, ummadıkları yerden rızk gönderir. Allah’uTeâla, insanları yaratırken, ömürleri gibi, rızklarını da takdir etmiştir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyle:
·Allah’uTeâla, müminin rızkını ummadığı yerden verir. İ.Hibban
·Rızk için üzülme, takdir edilen [ezelde ayrılmış olan] rızk seni bulur. İsfehani
·Allah’tan korkun, istediğiniz şeylere kavuşmak için, iyi sebeplere yapışın. Kötü sebeplere yanaşmayın! Hiç kimse, takdir edilen rızkına kavuşmadıkça ölmez.Hakim
·Eceliniz sizi nasıl takip ederse, rızkınız da öylece takip eder. Rızk için sıkıntı çekerseniz, Allah’uTeâla‘nın emrine uygun hareket edin. Taberani
·Allah korkusunu sermaye edinen, rızkına ticaretsiz ve sermayesiz kavuşur. Taberani
·Allah’uTeâla‘ya tam tevekkül etseydiniz, sabah aç gidip, akşam tok dönen kuşlar gibi rızka kavuşurdunuz. Tirmizi
Helal rızka kavuşmak isteyen sebeplerine yapışmalıdır! Para kazanmak, malı arttırır. Fakat rızkı arttırmaz. Rızk, mukadderdir. Yani ezelde ayrılmıştır. Rızk, maaşa, mala, çalışmaya bağlı değildir. Fakat Allah emrettiği için çalışmak lazımdır. Çünkü Allah’uTeâla‘nın işleri, sebepler altında tecelli eder. Âdet-i İlâhiye böyledir. Fakat bazen, sebebe yapışıldığı halde, iş hâsıl olmayabilir. Yahut sebepsiz de, hâsıl olabilir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyle:
·Rızkının bol olmasını isteyen, sıla-i rahm etsin! Buhari
·Sadaka vermeye devam edenin rızkı artar!İbniMace
·Cömerdin evine rızk, devenin göğsüne vurulan bıçaktan daha tez gelir. İbniMace
·İstiğfara devam eden, ummadığı yerden rızklanır. İbniMace
·Namaz kılmak rızkın bereketine sebep olur.Miftah-ülCenne
·Hanımı ile [iyi geçinip] şakalaşanın, rızkı artar. İ. Lâl
Bazı şeyler fakirliğe yol açar, rızkın güçlükle gelmesine sebep olur. Mesela tırnağı uzun olanın rızkı meşakkat ile sıkıntı ile hâsıl olur. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyle:
·Günah işlemek, rızktan mahrumiyete sebep olur. İbniMace
·Yalan söylemek rızkı azaltır.İsfehani
·Zina fakirliğe yol açar. Beyheki
·Sabah uykusu rızka manidir. Beyheki
·Hak Teâlarızkları, fecr ile güneşin doğacağı vakitler arasında verir. Beyheki
·Rızka kavuşan çok hamd etsin! Hatib
Hamd etmek, Allah’uTeâla’ya şükretmek demektir. Her nimetin Allah’uTeâla‘dan geldiğine inanmak lazımdır. Allah’uTeâla, Hazret-i Musa’ya buyurdu ki:
·Kendine verdiğim nimeti, benden bilip kendinden bilmeyen, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmeyen ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur. İ.Gazali