8.09.2008

Allah De...

Fakir bir çobandır... Hükümdarın kızını görür, âşık olur. Aşkı onu mecnunlaştırır..... Her nasıl olursa olsun o kıza kavuşmayı kafasına koyar... "Acaba nasıl olabilir?" diyerek memleketin ulu kişilerini, aklı erenlerini dolaşmaya başlar. Her huzuruna vardığı mübareğe durumu anlatır ve sorar "Acep ben ne etsem de hükümdara damat olabilsem?" Dinleyenler tebessümle cevap verir. Sırt sıvazlar, teselli ederler:
"Be evladım," derler, "bu olacak iş mi, davul bile dengi dengine... Var git köyüne, kendi dengini bul... Hükümdar kızını unut." Fakat kaç kere bu ümit yıkan cevabı almış olsa da yılmaz, garip çoban. Nihayet gerçek bir arif, gerçek bir "bilen kişi" bulana kadar...
O, arif kişi:
"Kolay" der, "ama söyleyeceğimi aynen yapacaksın."
Âşık çobanın gözleri ümitle parlar, heyecanla atılır...
"Ne istersen söyle, yaparım" der.
Arif kişi anlatır...
"Şehrin kapısının karşısına bir divan kur. Üzerine otur. Ve 24 saat boyunca sürekli olarak sadece 'Ya ALLAH, de'. Yanına kim gelirse gelsin, sana ne derse desin, ne yaparsa yapsın, sakın ara verme, 'Ya ALLAH' demeyi terk etme... Ta ki bir gün hükümdar kendi ayağıyla gelip, kendi diliyle kızını sana teklif edeceği ana kadar. O zaman ki artık, istediğin olmuştur, 'Ya ALLAH' demeyi bırakabilir, eski hayatına dönebilirsin..."
Aşkının imkansızlığı karşısında, çok sabit ve kolay gelen arif kişinin bu teklifini hemen gerçekleştirir, aşık çoban... Şimdi o bir tahta sıranın üzerine oturmuş, 24 saat boyunca 'Ya ALLAH' demektedir.
Genç çoban kısa zamanda şehirde ünlü olur. Hep 'Ya ALLAH' demenin verdiği nurla da ayrı bir çekiciliğe bürünür... Ve aşık çobanın meraklıları, hayranları hızla artar. Herkes birbirine şehrin kapısındaki o gencecik Hak dostunu, o nurlu veliyi anlatmaktadır...
Şöhreti ve ziyaret edenleri hızla çoğalır... Her gelen, gence başka bir şey dedirtmek, dikkatini dağıtmak 'Ya ALLAH’I bıraktırmak için aklına gelen her şeyi yapmakta, fakat hiç kimse başarılı olamamaktadır... İleri gelenler, vezirler derken, duyduklarıyla iyice meraklanan hükümdar da bir gün ayağına gelir genç çobanın...O da gözleriyle görür bu nura kesmiş delikanlıyı, kulaklarıyla duyar ve o da hayran kalır.
O günlerde düşünmektedir hükümdar:"Bizim kız evlenme çağına geldi. Acaba damatlığa en uygun kimdir" diye
Hayran olduğu bu genç Hak dostu ise aradığı kişidir. Hükümdar çekinerek edeple 'Ya ALLAH' diyen çobanın kulağına fısıldar:
"Oğlum bir dakika beni dinler misin?"
Âşık çobanın hali değişmez:
'Ya ALLAH'
Hükümdar başını iki yana sallar:
"Peki" der, "hiç olmazsa kulağını bana ver. Benim damadım olur musun?"
Genç çoban susar...'Ya ALLAH' kesilir... Herkes dehşete düşer
Ağır ağır başını hükümdara çevirir, gözlerine "derin" bakar, ağzından kelimeler tane, tane dökülür. "Olamam efendim" der, "siz kızınıza başka bir koca arayın."
Genç çobana 'Ya ALLAH' dedirten sebebi, olayın arka planını bilenler hayretle sorarlar:
"Bütün istediğin, derdin bu değil miydi? Şimdi niçin hayır diyorsun."
Genç cevap verir ve soru sahipleri oldukları yerde donarlar:
"Ben kullarından birine duyduğum bir aşk nedeniyle, riyakârca 'Ya ALLAH' dedim, Rabbim hükümdarı ayağıma getirdi, kendi diliyle kızını bana teklif ettirdi. Bundan sonra sadece ALLAH için, 'Ya ALLAH' diyeceğim, bakalım ona ne verecek."

Hiç yorum yok:

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Blog Widget by LinkWithin