22.03.2013

Bence Dünyanın 7 Harikası



Öğretmen çocuklardan Dünyanın Yedi Harikasını yazmalarını ister.
Gelen cevaplar şöyledir:

1- Artemis Tapınağı,
2- İskenderiye Feneri,
3- Helyos Heykeli-Rodos,
4- Babil'in Asma Bahçeleri,
5- Mausoleum-Bodrum,
6- Zeus Heykeli-Olimpia,
7- Piramitler-Mısır...

Öğrencilerden birisi kağıdını vermekte tereddüt eder ve öğretmene; "Bence Dünyanın 7 Harikası bunlar değil!" der.
Diğer öğrenciler gülüşür. Öğretmen son derece anlayışlı bir şekilde;
- "Peki, söyle bakalım senin listende neler var?"
Önce duraksar ve sonra okumaya başlar çocuk: 

- "Bence Dünyanın 7 Harikası:

1- Görmek,
2- Duymak,
3- Dokunmak,
4- Tatmak,
5- Hissetmek,
6- Gülmek,
7- Ve Sevmek..."


19.03.2013

Erkek, Hanımı İstemezse,Başka Memlekete Götüremez





Sual: 
Beyim beni, Avustralya’ya götürmek istiyor. Burada çok tanıdıklarımız var. Durumumuz da iyidir. Ben de tanımadığım gayrimüslim ülkeye beni götürme diye itiraz ediyorum. Yakınlarım beyine itiraz etmek günahtır diyorlar. Burada itiraz hakkım yok mu, yani götürme beni demem günah mıdır?
 

Cevap:
Bu konuda itiraz etmeniz günah olmaz. Hindiyye'de (Zamanımızda, erkek, hanımı istemezse, onu başka memlekete götüremez) diyor. Bu bakımdan bir zaruret yoksa götürmemeli, huzursuzluğa sebep olmamalıdır. Orada rahat edecekseniz zaten siz de itiraz etmezsiniz. Böyle işlerde anlaşarak karar vermelidir.


Kaynak 

15.03.2013

Osmanlı'da Erkeklerin Kadınlara En Güzel Hediyesi




Osmanlı'da erkeğin bayana hediye olarak ayna vermesinin âdet olduğu ve bunun bayan için nice pahalı hediyelerden daha mâkbul olduğunu biliyor muydunuz? Çünkü aynanın manası " sana senden daha güzel bir hediye bulamadım " demekmiş...

7.03.2013

Meyve Aç Karnına Yenmelidir

Eğer mey­ve yemek sonunda yenirse, daha önce yenmiş ve sindirilmeleri için 2-3 saate ihtiyaçları olan besin maddelerinden dolayı kapısı kapalı olan bir mide­ye gelir. Meyve, sıcak ve nemli bir ortamda hapis kalır. Bu da onun ma­yalanmasına ve diğer besin maddelerinin sindirim sürecini de bozarak barındırdığı vitaminlerin çoğunu kaybetmesine sebep olur. Ayrıca, di­ğer besinlerle birleştiği için hazmı da zorlaşacaktır. Hatta fermente olup önce karbonhidrata, sonra da alkole dönüşecektir. Bu sebeple ha­yatı boyunca bir yudum içki içmediği halde siroz olan kişilere rastlana­bilir.


Halbuki, meyveleri yemekten bir saat önce veya iki saat sonra yesek, ne kilo alırız, ne de siroz gibi hastalıklarla karşılaşırız. Çünkü, mey­ve bu süre içinde ince bağırsağa inme imkanı bulacak, dolayısıyla diğer besin maddeleri tarafından mi­dede bloke edilemeyecektir.

......
En iyisi, meyveyi sabahleyin aç karnına yemektir. Mide boş­ken yenen ilk besin maddesi bambaşka bir değer taşır.
Böylece vücut meyveden azami ölçüde istifade etmiş olur. Ayrıca, sabah yenen meyve diğer vakitlerde meyve yen­meyeceği anlamına da gelmez
Tamamı

4.03.2013

Sert Kadınlar Neyi Kazanır?

Kadın haklarını konuşmadan önce kadın olmayı konuşmak lazım. 
Kadınlar ne kadar kadın ona bakalım. Yoksa kadınlara mutsuzluklarının sebebi olarak erkekleri gösterip, kadınlar eziliyor edebiyatı yapmak kolay. Eziliyorlarsa niye eziliyorlar? Kadınların mutluluklarını erkeklerin üzerine yıkmak öncelikle kadını çaresiz bırakmaktır. Kimsenin karşıdakine gücü yetmez. Kadın mutluluğu için önce kendi üzerine düşeni yapmalı, kadın olmalı, özüne dönmeli. Sonrasında haklar kendi kendine gelir zaten. Sert kadınlar ne hakkı elde ederlerse etsinler mutlu olamazlar. Çünkü kaybettikleri çok daha fazladır.

Sertliği ile kadınlığını yok ederken, hayat yoldaşı sevdiği adamı ya da onun muhabbetini kaybeden kadın neyi kazanırsa kazansın onun yerini dolduramaz. Ne para ne iş ne kariyer, ne güzellik…Hepsi boştur. Sert kadınlar aradıkları sevginin yerini psikologlarla, haplarla, sahte mutluluklarla doldurmaya çalışırlar.
Kadınlara bir avuç hak verip kadınlığı çalanlar!  Haydi kadınlara biraz mutluluk dağıtın eğer gücünüz yetiyorsa…

Tamamı 


22.02.2013

Birgün Mevlana eve girer ve hanımı ona sorar;
bu kadar aşıksın Mevlaya şükürler olsun bu aşkı
yaşayıp yaşatana
peki bana ne kadar aşıksın der;

Mevlana hanımına şöyle der;
Sen benim; Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevişim,
Bir adım gelene on adım gidişimsin…
Ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin…
Sen benim;
Bugünüme şükür ve…
yarınıma dua edişim, Azla yetinişim,
çoğa göz dikmeyişimsin,
Ve kapanmayan avuç içimsin ..

20.02.2013

Kadınların artık kadın değil

Suzanne Verker kadınların erkeklerden çok daha iyi eğitim görmesi ve toplumdaki iş gücünün büyük bir kısmını elde etmiş olmasının, kadınla erkeğin arasındaki uyumu bozduğunu kadın devriminden bu yana, erkeklerin büyük bir değişim göstermediğini kadınların ise dramatik bir şekilde farklılaştığını kadınlıklarını kaybettiğini söylüyor: 
“Kadınlar öfkeliler ve sebebini hiç bilmeden sürekli savunma halindeler. Çünkü iş hayatındaki rekabet erkekleri bir düşman olarak sundu. Erkekleri kendi alanlarından kovdular ve oraya yerleştiler.” Venker, yazının devamında kadınların içlerindeki teslimiyet duygusunu harekete geçirmelerini ve erkeksi hallerinden kurtulmaları gerektiğini vurguluyor.
Kaynak Tamamı 

 

11.02.2013

Fırsat Elden Gitmeden



Enver, on iki numaralı odanın kapısını yavaşça açarak içeri girdi. Yatakta yatan karısı Nazan’a baktı, gözleri kapalıydı. Uyuyor muydu, anlayamadı. Getirdiği gülleri vazoya yerleştirip yatağın yanına yavaşça oturdu. Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki karısının hasta olduğuna hala inanamıyordu. Nazan daha iki ay önce sapasağlamken iki ay içinde adeta erimiş akmış, küçük bir çocuk kadar kalmış, ölümle pençeleşiyordu. Doktorların ancak birkaç gün daha yaşayabileceğini söylediklerini hatırlayınca gözlerinden süzülen yaşlara engel olamadı. Evleneli henüz yedi yıl olmuşken ve onunla daha uzun yıllar yaşayacağını düşünürken, karısı onu ve iki çocuğunu bırakıp gidiyordu. Hayatında kendini hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti. Enver, onun serum bağlı kolunu kımıldatmaya çalıştığını görünce yatağın diğer tarafına geçip ona yardım etti, kolunu düzeltti. Nazan feri gitmiş gözleriyle ona baktı.

“nasılsın, ağrın var mı?”

“hayır, az önce iğne yaptılar, şimdi iyiyim. Çocuklar nasıl iyiler mi?”

Konuşurken zorlanıyordu.

“merak etme ikisi de iyi.”

“ben gittikten sonra da onlara iyi bak, kimseye ezdirme.”

“hayır böyle söyleme bir yere gittiğin yok iyileşeceksin.”

Enver sustu, söylediği sözün inandırıcı olmadığını biliyordu ama Nazan birdenbire ölümden bahsedince ne diyeceğini bilememişti. Daha önce ölümle ilgili bir şey konuşmamışlardı. “hayır ALLAH’tan ümidini kesmemelisin.” Diye sözlerine birkaç cümle daha ekledi.

Nazan başucundaki suya baktı. Enver onun başını biraz kaldırıp birkaç yudum su içirdi.

“konuşmalıyız.”

“kendini yorma, daha sonra konuşuruz.”

“sonrası yok, şimdi konuşmalıyız. Daha çok gençsin evleneceksin, senden tek isteğim merhametli, çocukları seven biriyle evlenmen.”

Enver Nazan’ın incecik ellerini avuçlarının içine aldı.

“sensiz bir hayatı düşünemiyorum, seni çok sevdiğimi bilmeni istiyorum. Seninle mutlu günlerimiz oldu, arada bir kavgalarımız olmadı değil, her evde olduğu gibi. Huzurlu bir yuvamız vardı. Sana teşekkür etmeliyim, çok iyi bir eş, çok iyi bir anne oldun. Seni seviyorum.”

“ boş ver bunları artık çok geç.” Dedi.

Ellerini Enver’in ellerinden çekti. Birkaç kez yutkundu, sanki güç toplamaya çalışıyordu. Zoraki çıkan titrek sesiyle;

“bu söylediklerinin benim için gerçekten bir anlamı kalmadı. Beni sevdiğini ben ölürken mi söylemeliydin? Sağlıklıyken söyleseydin, beni mutlu ederdin.” Dedi.

İncelmiş parmaklarına çevirdi gözlerini.

“ellerimi böyle cansızken tutunca hiç bir şey hissetmiyorum. Dokunuşunu hissederken tutsaydın, heyecanlanırdım.”

Yutkundu, sonra güçlükle nefesini topladı. Feri sönmüş gözlerini Enver’in gözlerine dikti.

“konuşurken gözlerimin içine, gözlerimin ışığı sönmüşken mi bakmalıydın? Gözlerim parlarken baksaydın, duygularımı okşardın.”

Sonra gözlerini sehpanın üzerindeki güllere çevirdi.

“gülleri ölüm döşeğindeyken değil de evimizdeyken getirseydin, beni o zaman mutlu ederdin.”

Nazan sustu, gücü tükenmiş gibiydi. Enver şaşırmıştı, ne diyeceğini bilemiyordu. Ona birkaç yudum daha su içirdi, Nazan konuşmasını tamamlamak istiyordu.

“bana iyi bir eş olduğum için teşekkürünü ömrümün sonunda toptan mı yapmalıydın? Her gün senin beğenmen için, saatlerce uğraştığım yemeklerden sonra teşekkür etseydin, daha kıymetli olurdu.”

Enver donmuş kalmıştı, Nazan kısık sesiyle devam etti;

“iki aydır benimle çok ilgilendin, hergün hastanedesin. Çoğu zaman yemeğimi sen yedirdin. Keşke yemekler ağzımdan zehir gibi giderken değil de tadını hissederken…”

Nazan’ın sözlerini gözlerinden akan birkaç damla yaş bozdu. Enver sehpanın üzerindeki kağıt peçeteyle göz yaşlarını sildi. Nazan bütün gücünü toplayarak derin bir nefes aldı. Sözlerini bitirmeye kararlıydı. Enver birkaç yudum su daha içirdi. Konuşmaya başladığında sesi biraz daha iyi çıkıyordu.

“sevgiyle birkaç lokma uzatsaydın ne çok sevinirdim. Grip olduğum zamanlar kahvaltımı hazırlasaydın, o zaman beni çok çok mutlu ederdin. İki aydır bana çok zaman ayırdın. Ölüme yaklaşmış eşe mecburen yapılması gereken bir ilgiyle ilgilendin. Oysa seninle yaşarken bana daha fazla zaman ayırsaydın, her şey daha iyi olurdu. Seninle mutsuz olmadım ama mutlu da olamadım. Her zaman sevginin, ilginin eksikliğini hissettim. Karnımı doyurdun ama duygularım aç kaldı.”

Nazan sustu, gözlerini kapattı. Gücü tükenmiş, sözleri de bitmişti, artık konuşmak istemiyordu. Enver’in kulaklarında Nazan’ın en son söylediği sözler yankılanıyordu. “ mutsuz değildim ama mutlu da olamadım” kafası karışmıştı, karısının duygusal ihtiyaçlarını karşılayamamış olmanın üzüntüsü çökmüştü üzerine. Hatasını anlamıştı ama telafi edecek zamanı yoktu fırsatı kaçırmıştı.

Mehmet, bu hikayeyi kitaplıktan aldığı bir kitabın içinde dosya kağıdına yazılı olarak bulmuştu. Yazıya dikkat etti, karısının el yazısıydı acaba kendi böyle hissederek mi yazdı, yoksa bir yerden mi aldı diye merak etti. Ne önemi var ki, sonuçta bu hikaye onun için bir anlam ifade ediyor olmalı ki, yazmış diye düşündü. Hikayeden Mehmet çok etkilenmişti. Hikayede Nazan’ın dile getirdiği eksiklikler onların evliliğinde de vardı. Enver fırsatı kaçırmış diye üzüldü; ama benim hala fırsatım var diye kendi adına sevindi.

Hemen mutfağa gitti, karısı sofrayı toplamış, bulaşıkları yıkamaya başlamıştı. Yanağına bir öpücük kondurdu. “ sultanım yemeğin çok güzel olduğunu söylemeyi unutmuşum, ellerine sağlık” dedi. Türkan’ın yüzüne tatlı bir gülümseme yayıldı. “afiyet olsun” dedi.
“ben de yardım edeyim, işimiz çabuk bitsin, şöyle karşılıklı bir çay içelim” dedi. Bulaşıkları durulamaya başlayınca Türkan şaşırdı.
“bak ne diyorum, istersen bulaşık bitince dışarı çıkıp biraz yürüyüş yapalım. Sonra da bir yerde oturur bir çay içeriz, ne dersin?”
“harika olur derim”

Türkan bulaşığı bıraktı. Ona dönüp baktığında hem çok şaşırdı hem de çok mutlu olmuştu. Kocasındaki değişikliğin sebebini anlayamamıştı ama önemli değil diye düşündü, eşinin ona hep öyle davranması için içinden dua etti.


SEMA MARAŞLI’NIN: “EŞİMİN EŞİ YOK” KİTABINDAN

6.02.2013

Hanımın Kocasını, Bir Başkasının Yanında Tenkit Etmesi

Bir hanımın kocasını, bir başkasının yanında tenkit etmesi ve başkalarının yanında nasihat vermeye çalışması da edep kâidelerine aykırıdır. Ne kadar hatâlı da olsa, onu mahcup edip eksiğini teşhir etmemelidir!.. Aynı şekilde kocanın da böyle bir davranışı yanlış olur. Zira âyet-i kerîmede “Kadınlar sizin için, siz de onlar için bir elbise gibisiniz.” (Bakara Sûresi, 187) buyurulmaktadır.
Bir hanımın, kocasının eksik ve kusurlarına mukâbil, başka bir erkeği kocasının yanında methetmesi de yanlıştır. Kocasını, hiç kimseye, hattâ annesine ve babasına bile şikâyet etmemeli, onu hiç kimsenin yanında zor durumda bırakmamaya dikkat etmelidir. Aradaki ihtilafları başkasına aksettirmek yerine, kendi aralarında çözmeye çalışmalıdırlar.
Çevremizde görürüz, bazı evliliklerde tarafların mutluluğu elde edememesinin temelinde hanımların kocalarına veya kocaların hanımlarına değer vermemesi vardır. Hâlbuki karı-koca, birbirinin hem cenneti, hem de cehennemi olabilir. Hem Allah’a kulluğuna îtinâ gösteriyor, hem de eşinin meşrû isteklerine cevap vererek rızâsını alıyorsa bu sâliha kadın, cennet yolundadır.
Peygamber Efendimizin böyle sâliha hanımlar hakkında ne gibi tebşirâtları (müjdeleri) vardır?
Peygamber Efendimiz buyururlar:
“Mü’min, Allah’a takvâdan sonra en ziyâde sâliha bir eşten hayır görür. Böylesi bir kadına emretse itaat eder. Ona baksa sevinç duyar, bir şeyi yapıp yapmaması hususunda yemin etse, kadın bunu yerine getirerek onu yeminden kurtarır, kadınından ayrılıp uzak bir yere gitse, kadın hem kendi nâmusunu korur hem de kocasının malı hususunda hayırlı ve dürüst olur.” (İbn-i Mâce, Nikâh, 5/1857)

Tamamını Buradan Okuyabilirsiniz

28.01.2013

Kadına Asli Vazifelerini Hatırlatmak

Kendine iş hayatında ihtiyaç olmayan ve kendinin de para kazanmaya ihtiyacı olmayan kadının çalışması başta kadının kendine yaptığı zulümdür. Sonuçta kadın dışarıda çalışınca içerdeki işlerden kurtulamıyor. Kadın akşam yorgun argın gelip yemek hazırlıyor, çocuğu ile ilgileniyor, bulaşık, yemek, çamaşır, ütü derken yorgunluktan bitap düşüyor. Kocası ile muhabbet edemiyor, gergin, yorgun ve kızgın oluyor. Bu gerginlik onun beden ve ruh sağlığını bozuyor.
Mesai derdi olmayan daha kolay ve havalı mesleklere sahip kadınlar ısrarla kadının çalışmasını savunuyorlar. Oysa sabah toplu taşıma araçlarında ezilen, iş yerinde bütün gün koşturan akşam da evindeki işlere yetişmeye çalışan kadınların halinden memnun olanı pek yok. Fakat çalışmak zihinlere öyle bir dayatılmış ki bırakamıyorlar. Oysa ailenin geçimi için kadının kazancına gerçekten ihtiyaç varsa kadın ancak çalışmaya o zaman razı olmalı, eşi de kadına evde yardımcı olmalı.
Kadınlar bu eziyete neden katlanıyorlar? Çünkü çalışan kadın, güçlü kadındır dayatması var. Çünkü erkek kötüdür, zalimdir sen ona güvenme kendi paranı kazan kışkırtması var. Kadınlar “iş mi mutluluk mu” tercihinde iş peşinde koşturmaya teşvik ediliyorlar.
Kadının çalışması daha çok harcaması demek olduğu için kapitalist sistem kadının çalışmasını istiyor. Oysa daha çok harcamanın daha çok mutluluk getirmediğinin çok misalleri var göz önünde. Fakat kazanmanın ve harcamanın anlık hazlarına kendimizi öyle kaptırıyoruz ki aslında harcadığımızın hayatımız olduğunu fark etmiyoruz.

Tamamı

22.01.2013

Mevlid Kandiliniz Hayırlara Vesile Olsun


Osmanlı Ailesi Nasıl Kuruluyordu?



Belirli yaşa gelen kızı ve delikanlıyı evlendirmek için herkes seferber olur, bu büyük sevap sayılırdı. Osmanlı’da evlenme adabında çocuklar birbirlerini seçip beğenmezlerdi. Osmanlı’da hiç kimse sokakta tanışıp evlenmezdi. Bu görev anne ve babanındı. Anne ve babalar çocuklarına kimin uygun olacağını yakından bilirlerdi. Baba, damat namzetini görürdü, anne de gelini. Genelde gelinle damat birbirlerini görmeden anneleri ve babaları tarafından evlendirilirlerdi ve nikâh oluşurdu. Osmanlı’da evlilik müessesesi mutlak bir devamlılık ifade ederdi. Üstelik ayrılık bir “boş ol” kelimesiyle sağlanabilmesine rağmen herkes evliliğin bir kader olduğunu bilirdi. Kaderine düşene razı bir aile düzeniydi. Karşınızdakinin kusurlarını görmemezlikten gelmeyi başarırsanız, mutlaka evlilik düzeni güzel standartlarda devam eder. Osmanlı bu sırrın sahibiydi.
  
Osmanlı aile dizaynı, sevginin, saygının, insanların birbirlerine karşı olan davranışlarındaki güzelliğin korunduğu, devam ettirildiği, Allah’a has bir aile. Osmanlı’nın aile, mahalle, şehir hayatı, hoş bir nostaljinin ötesinde insana insan olmanın zevkini ve keyfini doyasıya yaşatan hazine cevheri âdeta. Osmanlı ailesinin arkasında sadece bir tek sır var: İş yapanın, yaptığı işi Allah için yapmanın hazzını duyması, bu hazzı duyarken de sorumluluğunu yaşaması.
HAZZ VE SORUMLULUK…

Kaynak

6.01.2013

Allah'ın Tokadı Gelince Sert Vuracağını Düşün


"Seksen yaşını aşkın bir teyzeyle konuşuyorum. O yaşta sırtında ot dolu sepetiyle tarladan yeni gelmiş. Bir güler yüzlü, bir tatlı dilli, beyaz tenli ve çemberinin uçlarından sapsarı saçları görünüyor. Ekrandan iyi tanıyor beni… Konuşuyoruz. Bir mübarek dualar ediyor. Bin maşallah.

Söz dönüp dolaşıp kocasına geliyor… `Evladım, kocam yirmi yıl dövdü beni.` dedi. `Yirmi yıl sırtıma değnek yedim. İmtihan dedim, evladım dedim, konu komşu dedim, sabrettim, dayandım. Ne yaptım sana! Azıcık bir şey olsa basıyor günahı küfrü... Her şeyin günah keçisi ben! Ne suçum var benim! En sonunda dayanamadım, karşı çıktım ona. `Allah`ım seni bildiği gibi yapsın! Benim adımı sayıklaya sayıklaya çıksın canın!` dedim. Şok edici! Sessizlik! Gözlerimiz titredi… İkimizin de.. Devam etti teyze…

`Birkaç hafta geçmedi, aniden bir şey oldu ona, hastaneye kaldırdılar. Haftalarca yattı. Gelene gidene beni sormuş. Helalleşmek için çağırıp durmuş. Gitmedim ziyaretine. Gece gündüz, gözünü açınca benim adımı sayıklıyormuş ve sayıklaya sayıklaya ölmüş dediklerine göre…"

Otuz veya kırk yıl önceki hadise… Akılsızca zulmünün sonunda gelen haklı bir bedduayla ömrünü bitiren bir koca… O günden beri dul yaşayan, tarlalarda çalışan ve inek bakmaya devam eden seksen küsur yaşında bile dipdiri bir Karadenizli köylü teyze… Hayat ders alınacak hikâyelerle tıka basa dolu. Ne olur kibri bırakıp da ders alsak. Ne olur Allah`ın tokadı gelince sert vuracağını düşünüp titresek de, zulümden sakınsak!" 


2.01.2013

Silkelenin

Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.
En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten
kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar
verir. Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.
Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.
Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!

Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.
Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.


Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.
Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın..

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Blog Widget by LinkWithin