Fotoğraflarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fotoğraflarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.05.2016

KIRK ALTIN ÖĞÜT


Kitabın adı  “Life’s Little Instruction Book”.Amerika’da  bir dönemin en  çok konuşulan  ve okunan  eserlerinin  başında yer alıyordu.Yazarı  H.Jackson Brown, bu eserde , üniversiteye  başlayacak oğluna  verdiği öğütleri kaleme almış.
Bu öğüt demeti tatlı bir dille alınmış.
  1.Ucuz  araba kullan ama alabileceğin  en güzel evi al.
2.Adam gibi üç fıkra öğren
3.Sevinçlerini sakın erteleme
4.Hayatı ve hayat arkadaşını sev.
5.Her gün 30 dakika  yürüyüş yap.
6.Her yemekten önce şükret.
7.Bir arkadaşına sırrını açmadan önce  iki kere düşün
8.Kim olduğunu, nereden geldiğini unutma..
9.Kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.
10. Çocukların adalet kelimesini duyduklarında  seni hatırlayacak gibi yaşa
11. Kibirli olma, yalancı olma, sevgisiz ve saygısız olma.
12. Kendini ve başkasını affetmesini bil.
13. Dinine ait kitabı tam anlamıyla  okumak için  kendine bir yıl süre tanı.
14. İlk yardımı öğren.
15. Bir seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.
16. Her gün altı bardak su  içmeyi unutma.
17. Seni seven insanları  koru.
18. Zor da olsa  ailenle  tatil yapmak için  her şeyi dene.
19. Seyahate çıkarsan, cüzdanına sana ait sağlık bilgilerini, ev adresini  ve telefon
numaranı  kaydetmeyi unutma.
20. Başarıyı iç huzura kavuştuğun,  sağlıklı olduğun ve  sevildiğin zaman değerlendir.
21. İyi bir evliliğin iki şey bağlı olduğunu  unutma.Birisi doğru insanı bulmak, ikincisi  doğru insan olmak.
22. Anne  ve babanı, karını ve  çocuklarını  eleştirmek istediğin zaman  dilini ısır.
23. Sevimsiz olmayacak şekilde farklı  fikirde olmayı  öğren.
24. Cesaretli ol.Dönüp hayatına baktığında  yaptıkların için değil  yapamadıkların için üzüleceksin.
25. Yanlış yapanları, yanlış  yapmadan  yapıcı  bir şekilde  eleştir.
26. Keyifsizliğini asla açığa vurma.
27. Yalaka  olma, dalkavuk olma, ispiyoncu olma.


28. Nasıl bir duygu olduğunu  öğrenmen için  24 saat  hiç kimseyi  ve hiçbir şeyi  eleştirme.
29. İyiliği ve iyilik dolu  sözleri esirgeme.
30. Çocukların  hakkında  başkalarına  iyi şeyler söylerken, bırak onlar seni duysun.
31. Güç, sahip olduğun  mallara bağlı değildir.Bunu hiç unutma.
32. Biriyle tanıştığın zaman  elini uzat ve adını söyle.
33. Kalem ve not defterini hep yanında taşı.
34. Zamanı ve kelimeleri  boş yer harcama...İkisi de değerlidir.
35. Senden az yada çok parası olanlarla konuşurken  paran hakkında konuşma.
36. Zor şeyleri elde etmenin tadını çıkar.
37. Birisinin “kahraman”ı ol.
38. Neyi ve kimi, niçin desteklediğini  insanlara söyle.
39. İnsanları küçümseme, küçülen sen olursun.
40. Güne başlamadan önce mutlaka aynaya bak ve ”Acaba ben sevilen  bir  insan mıyım?” diye kendine sor. 


30.12.2013

Münakaşanın Zararları

İtiraz etmeyi âdet haline getirmek, “Hayır öyle değildir” demek, çok çirkindir. Mesela, biri, (Havanın sıcaklığı 25 derece) dese, buna, (Hayır 30 dan aşağı değil) demek, onun sözüne itirazdır. Çünkü böyle söylemek, (Sen bilmiyorsun, bu işten sen anlamazsın, sen ahmaksın, ben akıllı ve bilgiliyim) demektir. Bu ise, kendini büyük görüp, başkalarına hücum etmektir.
Lüzum yokken, karşımızdaki şahsın kusurlarını bulup kendisine göstermek günahtır. Çünkü onun hatasını söylemekle üzmüş ve kalbini kırmış oluruz. Zaruretsiz incitmek haramdır. Böyle hususlarda başkasının hatasını söylemek gerekmez. Susmak ise imanın kemalini gösterir. 

Tamamı

1.11.2012

Güzel Geçimin Sırrı Biraz da Veliler Gibi Düşünmede Saklıdır

Untitled
Büyük veli İmam Şa’rani (k.s) bir kişiye,
 “Sen eşinin doğru, güzel huylu ve ahlaklı olmasını istiyorsan, kendin yüce Allah’a karşı doğru olmaya bak. Birçok insan bunu bilmediğinden kendi nefsinin huylarına bakmaz. 
Eşinin ahlakından şikayet eder. Eğer bu inceliği bilmiş olsalardı önce kendi kusurlarına bakar, onları düzeltirlerdi ve böylece eşlerinin kötü ahlakı da kendiliğinden düzelmiş olurdu” buyurur. 


2.06.2012

Ayıplama Sabret

Veradan kimseyi kadh etme sabret
Seni zem itse afv it nefsi kahr it

"Arkadan (yüzüne değilde bulunmadığı yerde) kimseyi zem etme, ayıplama sabret."
"Birisi seni kötülese sen onu affet, nefsi kahret."

Bir şey demeyip nefsi kahretmek Ahlak-ı Muhammediyye’dir.

Nefis, birisinin kendi aleyhinde söylediği bir kelimeyi duysa ona bin kelime söyler ama onun dediğini yapmazsan kahrolur. Böylece nefis ezilir. Bu nefsi ezmek için geldik.

 

Risale-i Kudsiyye Tercümesi
1. Cilt 152. Beyt S. 505

28.03.2012

O ve BEN



Kırk yaşına kadar tesellim: — Ellisinden sonra inşallah...
Parisa Hazretleri’nin sözlerini elimle kaydediyor, ona bayılıyor da bir türlü tabi olamıyorum:
“- Gafil halk, kesik ve bitkin, bir laf eder: Yarın olsa da bir iş işlesem… Bilmez ki, bugün, dünkü günün yarınıdır. Bugün ne işlemiştir ki, yarın bir şey işleyebilsin?” 

O ve Ben s.143
28.Basım

Necip Fazıl KISAKÜREK

6.03.2012

Bir Kavim Ölçüyü Eksik Ederse


"Bir kavim, ahdi (Mevlâ Tealâ’ya veya insanlara verdikleri sözü) bozarsa, mutlaka düşmanları onlara musallat kılınır. Bir kavim Allah’ın indirdiğinin gayrı ile hükmederse, mutlaka onların içinde fakirlik yayılır. Bir toplumda zina yayılırsa, mutlaka onların içinde ölüm çoğalır. 

Bir kavim ölçüyü (ve tartıyı) eksik ederse, mutlaka nebattan men olunur ve (kurak) senelerle yakalanırlar. Bir kavim, zekâtı meneder (vermez) lerse, mutlaka yağmur onlardan hapsolunur (yağdırılmaz.)


 Taberani …   R.F c.6 s.350

10.02.2012

Sadaka Vermek

Bir hurma tanesi de olsa, sadaka olarak verin; çünkü o, az da olsa açlığı dindirir ve suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları yok eder.
İbni Mübarek

Güne başlarken sadaka vermek, felaketleri önler. Deylemi
Sadaka, nafile oruç tutmaktan daha faziletlidir. Beyheki
Sevabı Müslüman ana babasına niyet edilerek verilen sadakanın sevabı, onlara da gider, kendi sevabından da bir şey eksilmez. 
Taberani

5.02.2012

Ben


Kendi kendimin, kendi mahrem "ben"imin üstüne bir çeki taşı koymuş, taşa da çıkmış hora tepmekteyim:
- Sus! Sesini duymak istemiyorum!

O ve Ben  67

31.01.2012

Kozunu Paylaşmak

Kozunu Paylaşmak

Koz, ceviz manasına gelir. Eskiden Kastamonu'nun iki köyü arasında ortak olarak kullanılan bir cevizlik vardı. Ceviz toplama mevsimi gelince bir gün belirlenir ve iki köy halkı cevizlikte buluşur cevizleri paylaşırlardı. Ancak her seferinde haksızlık olduğu ileri sürülerek kavga çıkardı. Hatta olay öyle bir seviyeye geldi ki, köylerde kavgaya müsait eli sopa tutan delikanlılar koz paylaşma gününden önce günlerce hazırlık yaparlardı.
Bir ana oğlunun büyüdüğünü anlatmak için,"Benim Oğlan Kozunu Paylaşacak Çağa Geldi" derdi...


Alıntı

25.01.2012

Sadaka

черешня  / ciliegia
Allah rızası için yapılan, maddi ve manevi her iyiliğe, sadaka denir. Şeytan verdirmek istemese de sadaka vermelidir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

Şeytan, fakirleşirsiniz diye korkutup, size cimriliği, çirkin şeyleri emreder, sadaka verdirmek istemez. Allah ise kendi lütfundan size mağfiret ve bol nimet vadediyor. Allah'ın ihsanı geniştir, her şeyi hakkıyla bilendir.
Bekara 268

Bir ağaçtan yenilen veya çalınan şeyler, o ağacı diken için sadaka olur.  
Müslim

Alıntı

14.01.2012

Almayı öğrenmemiş

En yakın talebesi Zübeyir Gündüzalp, "Bir çayım bile nasip olmadı!" diye yakınır.                                                 
Oysaki Bediüzzaman, "verme" kültürünün abidesidir. Sadece ondan değil, hiçbir kimseden karşılıksız hiçbir şey almaz. Tâ ki yaptıklarının maddî manevî bir şey almak için olmadığım, aklı başında olan herkese gösterebilsin.
Bu toplumda alınması gayet normal görülen, maddî değeri çok az olan hediyeleri en yakınlarından dahi almaz.
Israr edilirse karşılığını verir. Kimsenin minnetini almaz, Hakkın hatırını yüksek tutmak ve davasını ithamlardan korumak için... İster ki, hiçbir şey o ulvî ve kudsî davayı gölgelemesin.
Bir defasında mahkemede hâkim:                                ,:,
"Menfaatin olmasa bu çileleri çeker misin?" demişti.        ,;
Şöyle cevap verdi, en yakın talebelerini göstererek:
"Yeminle söylüyorum: Sorun bunlara; bir çayları, bir parça ekmekleri nasip olmuş mu? Ben Allah için, Allah'ın kullarına (imanlarına) hizmet ediyorum."
İşte o zaman konuşur, sadakat timsali adam Zübeyir Gündüzalp:
"Bir çayım bile nasip olmadı..."
Yanında ve yakınında en çok bulunanlardan birinin dahi bir bardak çayını içmemesi, işte bu itham ve iftiralardan korunabilmek içindi.
Mukaddes iman hakikatini hiçbir şeye alet etmemek... İman hizmeti yolunda hiçbir ücret ve karşılık beklememek... Ancak bu şartla, doğrudan doğruya hakikat konuşur. Konu-
şan yalnız hakikat olunca, iman hakikat olur. Çünkü mutlak varlık, kesin hakikat, ancak Allah'tır.

Başkasının Günahına Ağlayan Adam

6.01.2012

Tutumlu Olmak, Kuvvettir

Bediüzzaman, hayatı boyunca çok iktisatlı yaşadı. Daima son derece tutumlu yaşayarak, "kimseye muhtaç olmama" yolunu seçti.
Hayatının bütün safhalarını iktisat kurallarına uyarak yaşadı. Çok az yedi. Çok az ve ucuz giydi. Çok az uyudu. Bir ekmek bir hafta yetti ona... Bir elbise yıllarca kâfi geldi. Yamalı giymekten çekinmedi.
İktisat edip kimseye muhtaç olmayarak ve hediye dâhil karşılıksız hiçbir şey almayarak yaşadı. Bu iktisatlı hayat, başlı başına bir kuvvet oldu ve onu davasında başarıya ulaştırdı. Bu hususta şöyle der:
"İktisadımla ehl-i dünyaya galebe çaldım, beni mağlûp edemediler."
Şimdi doyumsuz bir hırsla dünya nimetlerine saldırıp, borç ve taksit yükleri altında ezilenlerin Bediüzzaman'dan alacakları çok ders vardır.

Başkasının Günahına Ağlayan Adam s.80

26.11.2011

NİMETE ŞÜKÜR



Padişahın birisi bir gün hizmetçilerinden birine meyve verdi.
Hizmetçi meyveyi öyle iştahla yemeye başladı ki, padişah dayanamadı
ve “Bir parça da bana ver” dedi. Hizmetçi hemen
o meyveden bir parça sundu. Ancak padişah meyveyi ısırır
ısırmaz onun acı olduğunu fark etti ve kaşları çatıldı. Hizmetçisine
“Söyle bakalım, acı bir meyveyi neden bu kadar iştahla
yedin?” dedi. Bunun üzerine hizmetçi şu cevabı verdi: “Padişahım
şimdiye kadar elinden yüzlerce armağan aldım ve yedim.
Hepsi de birbirinden lezzetliydi. Bir kerecik de elinden acı
meyve geldi diye suratımı asmam.” 

Feridüddin Attar, Mantıku’t-Tayr

31.10.2011

Hayatımızdaki Dikenler

IMG_1002.
Mevlânâ Hazretleri, mânevî dünyadan uzaklaşarak süflî arzularla dolan kimselerin hâlini bir hikâye tarzında şöyle tasvir etmektedir
:
“Tatlı sözlü, fakat sert huylu adamın biri yol üstüne dikenli çalı dikmişti. Yoldan geçenler onu ayıpladılar;
“–Bunları sök at.” dediler.
Fakat o ihmal etti ve onu sökmedi. O dikenli çalı, her an biraz daha büyüyor, çoğalıyordu. Halkın ayağı, diken yarası ile kanlara bulanıyordu. Geçenlerin elbisesi dikenlerden yırtılıyor, yalın ayak gezen yoksulların ayakları paramparça oluyordu. Bir Hak dostu o adama;
“–Bunları sökmelisin!” diye emir verince, o:
“–Evet, sökerim.” dedi. Fakat “Yarın, öbür gün sökerim!” diye ihmal etti… Bu müddet içinde de diktiği dikenler kökleşti, kuvvetlendi. Yine Hak dostu olan kişi ona:
“–Ey vaadini yerine getirmeyen, sözünde durmayan kişi!.. Beri gel, söz verdin, sürüncemede bırakma! Vazifeni yerine getir, artık daha fazla ihmal etme!.. (Helâke yaklaşıyorsun!..)” dedi
Çalıyı diken adam:
“–Merak etmeyin, sökerim.” dedi.
O Hak dostu:
“–Çabuk ol, işi savsaklama, vaadini yerine getir!” diye nasihat etti. “Sen yarın bu işi görürüm diyorsun ama, şunu iyi bil ki, gün geçip git­tikçe o dikenler daha çok artıyor, kuvvetleniyor. Onu sökecek olan sen de ihtiyarlıyorsun, güçten kuvvetten düşüyorsun. Şunu bil ki, diken güçlenmede, boy atmada; diken sökecek kişi olan sen ise ihtiyarlamaktasın; gü­cün kuvvetin de devamlı eksilmede… Çabuk ol, vaktini boşa geçirme… Kendi helâkini hazırlama!…”

Hikâyede mecâzî olarak ifade edilen dikenler, insandaki benlik, bütün nimetleri kendinde toplama hırsı, israf çılgınlığı ve her çeşit günah ve kötü alışkanlıklardır. Bu günahlar, farkında olmadan insanın rûhânî hayatını zedeleyerek onda merhametsizlik, duygusuzluk, Allah’ın mahlûkâtına hizmetten uzak kalmak ve kendini beğenme (ucub) gibi menfî hâllere sevk eder. Bu ise, insanın kalbinin mânen ölüm hastalığına yakalanması demektir.


İnsan Denilen Muammâ s.97

3.09.2011

Vermezse Mabud Neylesin Mahmut


Sandık

Bir ramazan günüdür. Sultan Mahmut bu kez halkın kendisini tanıyamayacağı bir kıyafetle dolaşmaktadır. Bir ayakkabıcı dükkanından gelen ses dikkatini çeker padişahın. İhtiyar bir adam elindeki çekici boş örse vururken şöyle mırıldanmaktadır.

           - Tıkandı da tıkandı, tıkandı da tıkandı…

Sultan Mahmut selam verip içeri girer:

           - Hayrola baba, nedir tıkanan?

İhtiyar elindeki çekici boş örse vurmaya devam ederek:

          - Sorma be evlat, der, tıkandı da tıkandı. Kırış kırış alnı, bembeyaz sakalıyla nur yüzlü bir ihtiyardır bu. Bundan iki-üç sene önceydi evlat, bir rüya gördüm. Çok büyük bir şadırvan vardı. Her tarafında irili-ufaklı çeşmeler… kiminden oluk oluk su akıyor, kiminden damla damla, kiminden iplik gibi. Nedir bu, diye sordum. Nasip çeşmesi, dediler. Oluk oluk akan padişahın nasibiymiş. Diğeri filan sadrazamın, öteki bilmem kimin… Gözüm bir çeşmeye takıldı o sıra. Arada bir tek-tük damlalar düşen bir çeşmeydi bu. Bu kimin, dedim. Senin çeşmen dediler.

İhtiyarı dinliyor görünse de, gülmesini zor tutuyordu padişah:

          - Eee?..

          - Oradan bir odun parçası buldum, çeşmenin ağzını açmak için zorlarken, odun kırılıp iyice tıkamasın mı çeşmeyi!.. Damla düşmez oldu. O günden beri böyleyim işte evlat.

Elindeki çekici örse vurmaya devam etti ihtiyar adam:

          - Tıkandı da tıkandı…

         Padişah sevmiştir bu tuhaf ihtiyarı. Saraya döndüğünde bir hindi dolması hazırlatır. İçinde çil çil altınlar olan bir hindi dolması. Dükkanı tarif edip hindiyi gönderir, neticeyi beklemeye başlar.

         Tıkandı baba sevinir hediyeyi görünce. Nihayet nasibim açıldı der. İftara az bir zaman kala bu hindiyle bir iftar etmektense bunu satar, üç günlük yiyecek alırım diye düşünür. Hindiyi üç-beş akçeye satar.

           Hadiseyi duyan Sultan Mahmut, gülmeye başlar, adamlarına yeni bir emir verir.

          - Hemen bir tepsi baklava hazırlayın, her dilimin altına bir altın koyup götürün ihtiyara…

          Tıkandı Baba, hindiyi sattığı komşusuna baklavayı da birkaç akçeye satar. Mutludur artık, nihayet nasibi açılmıştır işte. Padişah ise ihtiyarın saflığına kızmaya başlar:

         - Getirin bana o ihtiyarı!

        Tıkandı Baba Padişah’ın huzuruna getirilir. Olanı-biteni bir bir anlatır padişah. İhtiyar adam çok üzülür. Ellerini dizlerine vurarak dövünmeye başlar:

         - Tıkandı da tıkandı, tıkandı da tıkandı…

        Onun bu halini gören Sultan Mahmut bir kez daha merhamete gelir. Vezirine işaret verir. Hazine dairesinden bir altın sandığı, bir de kürek getirilir. İhtiyar küreği sandığa daldırıp çıkartacak, küreğin içindeki altınlar onun olacaktır.


        Tıkandı Baba sevinir. Padişah’a dualar ederek heyecanla sandığa daldırır küreği. Sandıktan çıkardığında ise oracığa yığılır, bayılıverir. Zira heyecandan küreği ters daldırmıştır Tıkandı Baba. Ve küreğin sırtında tek bir altın vardır!

        Sultan Mahmut nasipsizliğin deyimi olarak kalacak olan sözünü orada söyler işte.

        - Vermezse Mabud, neylesin Mahmut…

     
Serdar Tuncer
Satır Arası Hikayeler

28.08.2011

Nura Ulaş

Erik / Plum / Pflaume
"Çalış çabala da nura ulaş. Pekmez içinde ne kaynatılırsa pekmez lezzeti alır. Havuç, elma, ayva, ceviz pekmezde kaynasa pekmez tadı alır. Bilgi nura karışırsa inatçı ve kötü kişiler bile bilgiden nur bulurlar."

Hz. Mevlânâ Celaleddin Rûmi (k.s)

23.08.2011

Sabır


1.Bu çiçek ve lâle merakı İstanbul’a gelen yabacıları bir hayli etkilemiş ve hayran bırakmıştır.

Enes -radıyallâhu anh- şâhid olduğu bir hâdiseyi şöyle anlatıyor:

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-
ile beraber yürüyordum. Üzerinde Necran kumaşından yapılmış, kenarları sert ve kalın bir hırka vardı. Bir bedevî, Rasûl-i Ekrem’e yetişerek hırkasını sertçe çekti. Hırkanın boynuna gelen kısmına baktım, bedevînin sertçe çekmesinden dolayı hırkanın kenarı boynuna oturmuştu. Daha sonra bedevî:

“–Ey Muhammed! Elinde bulunan Allâh’a ait mallardan bana da verilmesini söyle!..” dedi.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bedevîye dönüp tebessüm etti. Sonra da ona bir şeyler verilmesini emretti.

Buhârî, Humüs 19, Libâs 18, Edeb 68; Müslim, Zekât 128.

10.05.2011

Bereket ve Bereketsizlik

Cömertlik ve yardim etmede akarsu gibi ol
Bereket, az malın çok faydası olmak, çok işe yaramak demektir. Az bir mal, bereketli olunca, çok kimsenin rahat etmesine, çok iyi işlerin yapılmasına yarar. Bereketli olmayan çok mal vardır ki, sahibinin dünyada ve ahirette felaketine sebep olur. O halde malın çok olmasını değil, bereketli olmasını istemelidir!


(Yemeği, toplu olarak yemekte bereket vardır.) [İbni Mace]
(Besmele ile yenen yemek bereketli olur.) (İbni Mace)

(Bereket, yemeğin ortasına iner. Onun için kenarından yiyin, ortasından yemeyin!)
(Sahurda ve sahur yemeğinde bereket vardır.) [Taberani]

(Yemekten önce ve sonra, elini yıkayanın evinin bereketi artar!) [İ.E.Şeybe]
(Sıcak yemekte bereket olmaz). [Deylemi]

(Balda bereket ve şifa vardır.) [T.Gafilin]
(Sirkede, hurmada, sütte bereket vardır.) [İbni Mace]

(Rızkına razı olanın bereketi artar, razı olmayanınki bereketsiz olur.) [Ahmed]
(Alış verişte çok yemin etmek, malın bereketini giderir.) [Müslim]

(Ticarette bereket vardır, ticarete yalan, hıyanet karışınca bereket gider.) [Buhari]
(Bereket büyüklerinizdedir.) [İ.Rafii]

(İlk çocuğunun kız olması, kadının bereketindendir.) [İbni Asakir]
(Kız çocuğu bereketlidir.) [Deylemi]

(Çocuksuz ev bereketsiz olur.) [Ebuşşeyh]
(Evine girince, ev halkına selam ver ki, evin iyiliği ve bereketi artsın!) [Harâiti]

(Dua, ömrün bereketini artırır.) [Tirmizi]
(Kur'an okunan evin bereketi artar. Kur'an okunmayan ev, bereketsiz olur.) [Darimi]

(Misafir, bin bereket ve bin rahmetle gelir.) [Nisab-ül ahbar]
(Evinden erken çıkanın işi bereketli olur.) [Bezzar]

(Yola çıkarken arkadaşları ile vedalaşan, onların duaları ile berekete kavuşur.)
(Ana babasına hizmet edenin ömrü bereketli, onlara karşı geleninki bereketsiz olur.)

(Muhammed isimli kimse bulunan ev ve yerde bereket olur.) [Deylemi]
(Sabahın sünnetini evde kılmak, rızkın bereketine sebep olur.) [İmad-ül-islam]

(Namaz kılanın rızkı bereketli olur.) [M.cenne]
(Vadeli alış verişte, ödünç vermekte ve arpa karışmış ekmekte bereket vardır.) [İ.Mace]

(Evde çöp bulunması bereketsizliğe sebeptir.) [Deylemi]
(Şarkıcı ve faizcilerin kazancında bereket olmaz.) [Deylemi]
(Bir toplumda birisi söylerken diğerleri susmazsa, orası bereketsiz olur.) [Beyheki] 


Alıntı

5.12.2010

İnsanın Çapı

37


İnsanın çapı yükseldikçe Müslümanlığa bağlanmak ve ondan başka hiçbir şey tanımamak şansı artar." 
Necip Fazıl KISAKÜREK

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Blog Widget by LinkWithin