Kahve ve Meyvesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kahve ve Meyvesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.07.2009

Cilveli Kahve

Mail sayfama gelen bu ilginç kahveyi kahve köşesine renk katacağını düşündüm.

Manisa'da eski dönemlerde gelinlik kızlar, evlerine gelen görücülere bu kahveyi ikram edermiş. Bol köpüklü kahvenin üzerine öğütülmüş badem konurmuş. İşte o ''cilveli'' adıyla bilinen Türk kahvesi, patentle koruma altına alındı.

Manisa'nın tarihi ve turistik mekânlarından olan Yenihan'da kafe işletmeciliği yapan Tamer Çipiloğlu, cilveli kahveye sahip çıkıp yeniden canlandıran kişi. Eski dönemlerde şehzadeler için de özel olarak hazırlana bu kahve, asıl şöhretini gelinlik kızlarla edinmiş. Gelinlik kızlar eve gelen görücülere bu cilveli kahveyi hazırlarmış.


Cilveli Kahve Nasıl Hazırlanıyor?

Cilveli kahve, sunumu ve tüketiliş şekliyle diğer kahvelerden ayrılıyor. Fincana dökülen bol köpüklü Türk kahvesinin üzerine çifte kavrulmuş, öğütülmüş badem ve iki çeşit baharattan oluşan karışım dökülüyor.

Kahvenin yanında bir kaşık veriliyor. Kahve içilmeden önce bademler yeniyor. Ardından kahve içiliyor. Köpükle badem ezmesinin karışımı özel bir tat oluşturuyor. Dövülmüş bademin kahvenin dibine çökmemesi için mutlaka çifte kavrulmuş olması gerekiyor



Cilveli Koruma Altında

Unutulmak üzere olan bu içeceği, 6 yıl önce tekrar tanıtmak üzere harekete geçtiklerini bildiren Çipiloğlu, ''Cilveli kahveyi koruma altına almak için ilk önce patent çalışmalarına başladık. Patent almak için başlattığımız çalışma, 2 senelik süreçte tamamlandı. Bundan sonra hem cilveli kahveyi tanıtmak hem de benzeri yeni türleri geliştirmek için çalışacağız'' dedi.

Çipiloğlu, cilveli kahvenin özellikle yerli turistlerin ilgisini çektiğini, tüketiminin giderek arttığını, bu kültürü unutan birçok Manisalının da cilveli kahveyle yeniden tanıştığını belirtti.




29.04.2009

Kırmızı İbikli Küçük Tavuk

Zamanın birinde bir çiftlikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk yaşarmış. Tavuk kendi yiyeceğini kendisi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş:

"- Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek ?"

Ördek cevaplamış:

"- Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın."

Hınzır oradan seslenmiş:

"- Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım."

Fare hemen atlamış:

"- Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin."

Ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vazgeçmiş. Ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş:

"- Kahve ekmek için kim bana yardım edecek?"

Ördek:

"- Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi sana satabilirim" demiş.

Hınzır:

"- Ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım" demiş.

Fare de:

"- Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak veririm " demiş. Sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmıııııış, çalışmış.

Kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve ilaç gerekiyormuş.

Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sabretmiş.

Ve sonunda hasat zamanı gelmiş ve gerçekten de tavuk çok miktarda ürün elde etmiş, kendisine yol gösteren arkadaşlarına seslenmiş:

"- Kahveleri satmama kim yardım edecek?

Ördek:

"- Ben yardım edemem, ancak kahveleri işlemek ve paketlemek için benim fabrikama getirmelisin. "

Hınzır:

"- Ben de yardım edemem, zaten her önüne gelen kahve ektiği için kahve fiyatları çok düştü, senin kahven beş para etmez."


Fare:

"- Ben bu işlerden anlamam, ayrıca artık sana verdiğim borçları ödemen lazım." Sonunda kırmızı ibikli küçük tavuk gerçeğin farkına varmış ve buğday yerine kahve ekmenin büyük bir hata olduğunu anlamış, çünkü borç içinde imiş ve yiyecek tek bir lokması yokmuş. Açlıktan ölmemek için yine yardım istemiş:

"- Yiyecek bir kaç lokma bulmama kim yardım edecek?"

Ördek:

" -Ben yardım edemem, senin hiç paran yok."

Hınzır:

"- Ben de yardım edemem, zaten herkes kahve ektiği için buğday eken de kalmadı, yiyecek yok."

Fare:

"- Ben yiyecek bulamam. Ancak bana borçlarını ödemediğin için para yerine senin tarlanı almak zorundayım, iyi bir tavuk olursan, belki senin o tarlada boğaz tokluğuna çalışıp, benim için buğday yetiştirmene izin verebilirim. Şimdilerde bizim kırmızı ibikli küçük tavuğumuz, artık farenin olan eski tarlasında buğday yetiştiriyor ve karnını doyurmaya çalışıyor.

3.12.2008

Tiryakiye Yakışır Bir Kahve


Kahvenin Meyvesi



Tiryakiye yakışır bir kahve ağır ateşte 15–20 dakika pişirilmeli, cezve sık sık ateşe sürülüp geri çekilmelidir.Eskiden böyleydi. Her fincan kahve için bir kaşık kahve ve bir kaşık şeker günümüzde kural haline gelmiştir.

Nasıl pişirilirse pişirilsin köpüksüz bir Türk kahvesi düşünülemez. Eski Türk kahvesi ise genellikle şekersiz olurdu. Bunun yerine kahve öncesinde veya sonrasında tatlı bir şey yemek veya içmek geleneği vardı. Tatlı olarak şerbet gibi içecekler alındığı gibi reçel, şekerleme veya lokum da yenirdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun etkisindeki Yunanistan, Makedonya, Yugoslavya gibi yerlerde ve Türkiye’de kadınlar tarafından Türk kahvesi genellikle şekerli olarak alınırdı. Bu bakımdan sade, yandan çarklı, orta vb. gibi isimlerle kırkı aşkın kahve pişirme şekli bulunmaktadır.

Şayet kahvenin değişik ve güzel bir koku taşıması isteniyorsa fincanların dibine yerleştirilen bir mahfaza içine kokulu maddeden bir parça konulurdu. En çok yasemin, amber, karanfil ve kakule kullanılırdı.

17.07.2008

Tiryaki Olmak Kolay Mı?

Eskiden Tiryaki genellikle sertiko(sert) kahve içer. Tiryaki kahvesinin sıcak muhafaza edilmesi ve dudaklarının yanmaması için kalın kahve fincanı ister.

Tiryaki kahvesini içmeye başlamadan önce, bir nefeste bir bardak soğuk su içer. Bunu boğazını ve ağzını temizleyip kahvenin tadını tam olarak alabilmek için yapar.

Her tiryaki kahvesini kendine özgü bir biçimde içer. Kalın fincanda herhangi bir çatlak varsa kahve iade edilir. Eğer gecikirse söylenmeye başlarlar (Nerde kaldı kahve? Kılçıklarını mı ayıklıyorsun? diye). Kimi tiryakiler nedendir siparişi vermek için acele etmezler.

Tiryakilerin çoğu kahvesini ağır ağır, aralıklarla, sükûnet içinde, zevkli düşüncelere dalarak, yâni ruhlarını huzura kavuşturarak içerler.

Uyanmak için ya da ağızlarına tad gelsin diye bir çırpıda içenler de vardır.

Ağır kahve durulunca kalın telve oluşturur. Bu telve tiryakilerin çok hoşuna gider; çoğu telveyi yer, ya yalayarak, ya da parmaklarını fincana daldırarak( bu ayıp sayılmazdı). Fakat artık bu uygulama tamamen kalkmıştır denebilir."


Alıntı

4.05.2008

Kahve Yasaklanmıştı

Kahve Yasaklanmıştı!
Mekke'den Kahire'ye yayılan kahve bol bol içiliyordu. 1532 yılında bu şehrin ünlü din bilgini Ahmet Sunbati kahvenin haram olduğuna dair fetva verdi.

Öğrencilerini tahrik eden bu fetva üzerine, kahvehaneler basıldı, kahve içenlere karşı bir kızgınlık baş göstermişti. Karşı görüşte olan din adamları, kahve içenlere karşı takınılan tavrı kınadılar. Kahve yüzünden din bilginlerinin arası gerginleşti. Sonunda, Kadı Mahmut İlyas Hanefi birçok âlimlerin bu konudaki görüşlerini aldı. Bunları özleştirerek, kahveyi mubah ilan ederek, içilebileceğini bildirdi.

Memluk Sultanı Kansu Gavri tarafından, 1511 yılında Mekke inzibat amirliğine tayin edilen Hair Bey, fıkıh âlimlerini bir araya toplayarak kahvenin haram olduğuna dair fetva aldırmıştı. Ancak, Mekke Müftüsü buna katılmamak cesaretini gösterdi. Hair Bey ise, fetvaya dayanarak kahvenin içilmesini ve satılmasını yasak etmiş, satıcıları cezalara çarptırmıştı.

Fakat Sultan Kansu Gavri'nin çıkardığı bir emirnamede, kahvenin mutlak olarak haram sayılmaması tiryakilerin gönlünü rahatlattı.

Kahve Papa tarafından da kendi din görüşlerine aykırı bulunmuştu. Ayrıca Marsilya'ya 17. asır ortalarında giren kahve, evvela Ait Fakiltei'nin doktorları tarafından sağlık yönünden yasaklanarak kahveye karşı çıktılar.

İlk zamanlarda İngiltere'de kral da kahveleri kapattı. Prusya Kralı Büyük Frederik, 1732 yılında ülkesinde kahveyi yasakladı.

Kahve, ilk defa Osmanlılarda Kanuni Sultan Süleyman devrinde yasaklandı. İkinci kez yasaklanışı, Sultan Murat III devrine rastlar. Bu yasak da uzun sürmedi. Karşı koyan din bilginleri ile kalem sahiplerinin ricası üzerine padişah 1587 yılında kahve yasağını kaldırdı. Galatalı Meşhure adlı eserin yazarı Halid Efendi'ye göre, kahve yasağının kaldırılmasına Şeyhülislam Bostanzade fetva verdi.

Kahve, Sultan Ahmet I zamanında (1606–1611) yılları arasında üçüncü defa yasaklandı. Kahvenin son defa yasaklanması ise Sultan IV Murat zamanında olmuştur. 1633 yılında kahveyle birlikte tütün de yasaklandı. Gerekçe olarak
İstanbul'daki büyük yangınlara kahvehanelerin sebep olması gösterildi. Avcı Sultan Mehmet IV kahvenin serbestliğini sağladı.

Kahve'nin yasaklanmasında yukarıda değindiğimiz değişik sebepler rol oynamıştır. Ancak kahvelerin kapatılmasında tembelliği arttırması ve camilere devamı azaltmasının asıl sebepler olduğu görüşü dile getirilmiştir.Alıntı

23.04.2008

Adı Nereden Geliyor?



Adı Nereden Geliyor?
Değişik rivayetler var. Kahve, kelime olarak Arapça "kahva"dan geliyor. Vatanı Habeşistan(Etiyopya) olduğuna göre, akla yakın, oradaki kahve yetişen bir bölgenin eski adı
Kaffa'dan alınmış olmasıdır. Kahve, rayiha yani koku anlamına da gelmektedir.

1669 yılında Osmanlı’nın elçisi göreviyle Paris'e giden ve Fransız'lara kahveyi sevdiren Süleyman Ağa'ya göre kahve insana kuvvet verdiği için bu adı almıştır.

Yine Yemen çevresinde kahveye "bun" adı verilmiştir. Kahvenin diğer bir adı moka’dır. Bu sözcük Kızıl Deniz'in doğusundaki Muha kasabasından alınmadır. Ancak dünyanın her köşesindeki ad, kahveye yakın bir sözcüktür. Fransızlar café, İngilizler coffee, Almanlar Kaffe, Macarlar kave, Türkler kahve ve Yunanlı'lar da kafes olarak isimlendirmişlerdir.

Hasan Hacı

7.04.2008

Kahvenin Yetiştirilmesi

Kahve Çiçeği Ve Meyvesi

Kahve, tropik iklim isteyen, yüksekleri seven, zor yetişen narin bir bitkidir. Kahve ağacının yetiştirilmesi fidanlıklarda başlar. Özel saksılara dikilen tohumlar gölgede ve bol suyla yetiştirilir. Kahve ağacı ömrünün ilk bir kaç yılını bu fidanlıklarda saksıda geçirir. İklim koşullarına, özellikle güneşe dayanacak yaşa geldiğinde toprağa ekilir. Kahve ağacı 3-4 yaşında meyve vermeye başlar. Boyuı 8-10 mt. büyüyebilir. Ancak meyvelerin eşit dağılımı ve toplama kolaylığı için boyu 2 mt. olacak şekilde budanır. Meyve vermeden önce yasemin benzeri güzel kokan beyaz çiçekler açar. Bu çiçekler 7 - 11 ay içinde kahve meyvesine dönüşür.

Kahvenin Toplanması
Çekirdeklerin Soyulması merak edenler Tıklasın


Bunlarda İlginizi Çekebilir

Blog Widget by LinkWithin