Bir çocuk sütle ve övgüyle beslenir. Lamb
Çocuklar iyi yapmanın en iyi yolu onları sevindirmektir. Oscar Wılde
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış
Büyüğü Halil....
Küçüğü ise İbrahim...
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekârmış...
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş..
Bununla geçinip giderlermiş...
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
ikiye ayırmışlar....
iş kalmış taşımaya....
Halil, bir teklif yapmış :
İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı
bekle.
Peki, ağabey demiş İbrahim...
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye....
O gidince, düşünmüş İbrahim:
Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve
Kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıka gelmiş.
Haydi İbrahim. Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
Peki abi...!
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola..
O gidince, Halil'i düşünür bu defa:
Der ki:
Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.
Ama kardeşim bekâr.
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
Böyle düşünerek,
Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.....
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle sürüp gider.....
Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet aksam olur.
Karanlık basar.
Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile....
Hak Teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki ...
Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler.
Şaşarlar bu ise...
Aksine çoğalır buğdayları.
Dolar tasar ambarları.
Bugün "Bereket" denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adi: Halil İbrahim bereketidir...
Yukarıda anlatılan hikâyede olduğu gibi hiçbir şeyi sakınmamak lazım, çünkü ne kadar sakınılırsa ondan fazlası gider insanın elinden. Bu nedenledir ki cimrilik hiç hoş bir şey değil, çünkü paylaştıkça Allah artırır gerçekten. Allah insana böle gönül zenginliği nasip etsin.
Gülgillerden; çiçekleri beyaz bir ağacın meyvesidir. Armut; suluca yumuşak tatlı ve küçük çekirdeklidir. Rengi sarı ile yeşil arasında değişir. Ankara, Mustabey, Çengel, Kumla,
Ağza serinlik veren armut vitamin yönünden de çok zengindir. Armutta A,B bir ve B iki, PP ve C 3% vitaminleri, bundan başka, meyve şekerleri, karbonhidratlar, bitkisel yağ, selüloz ve tanin bulunur. Bu değerli meyve, madensel tuzlar yönünden çok zengin olduğu için, organizmanın madensel tuz gereksinimini karşılar.
Fakir bir çobandır... Hükümdarın kızını görür, âşık olur. Aşkı onu mecnunlaştırır..... Her nasıl olursa olsun o kıza kavuşmayı kafasına koyar... "Acaba nasıl olabilir?" diyerek memleketin ulu kişilerini, aklı erenlerini dolaşmaya başlar. Her huzuruna vardığı mübareğe durumu anlatır ve sorar "Acep ben ne etsem de hükümdara damat olabilsem?" Dinleyenler tebessümle cevap verir. Sırt sıvazlar, teselli ederler:
"Be evladım," derler, "bu olacak iş mi, davul bile dengi dengine... Var git köyüne, kendi dengini bul... Hükümdar kızını unut." Fakat kaç kere bu ümit yıkan cevabı almış olsa da yılmaz, garip çoban. Nihayet gerçek bir arif, gerçek bir "bilen kişi" bulana kadar...
O, arif kişi:
"Kolay" der, "ama söyleyeceğimi aynen yapacaksın."
Âşık çobanın gözleri ümitle parlar, heyecanla atılır...
"Ne istersen söyle, yaparım" der.
Arif kişi anlatır...
"Şehrin kapısının karşısına bir divan kur. Üzerine otur. Ve 24 saat boyunca sürekli olarak sadece 'Ya ALLAH, de'. Yanına kim gelirse gelsin, sana ne derse desin, ne yaparsa yapsın, sakın ara verme, 'Ya ALLAH' demeyi terk etme... Ta ki bir gün hükümdar kendi ayağıyla gelip, kendi diliyle kızını sana teklif edeceği ana kadar. O zaman ki artık, istediğin olmuştur, 'Ya ALLAH' demeyi bırakabilir, eski hayatına dönebilirsin..."
Aşkının imkansızlığı karşısında, çok sabit ve kolay gelen arif kişinin bu teklifini hemen gerçekleştirir, aşık çoban... Şimdi o bir tahta sıranın üzerine oturmuş, 24 saat boyunca 'Ya ALLAH' demektedir.
Genç çoban kısa zamanda şehirde ünlü olur. Hep 'Ya ALLAH' demenin verdiği nurla da ayrı bir çekiciliğe bürünür... Ve aşık çobanın meraklıları, hayranları hızla artar. Herkes birbirine şehrin kapısındaki o gencecik Hak dostunu, o nurlu veliyi anlatmaktadır...
Şöhreti ve ziyaret edenleri hızla çoğalır... Her gelen, gence başka bir şey dedirtmek, dikkatini dağıtmak 'Ya ALLAH’I bıraktırmak için aklına gelen her şeyi yapmakta, fakat hiç kimse başarılı olamamaktadır... İleri gelenler, vezirler derken, duyduklarıyla iyice meraklanan hükümdar da bir gün ayağına gelir genç çobanın...O da gözleriyle görür bu nura kesmiş delikanlıyı, kulaklarıyla duyar ve o da hayran kalır.
O günlerde düşünmektedir hükümdar:"Bizim kız evlenme çağına geldi. Acaba damatlığa en uygun kimdir" diye
Hayran olduğu bu genç Hak dostu ise aradığı kişidir. Hükümdar çekinerek edeple 'Ya ALLAH' diyen çobanın kulağına fısıldar:
"Oğlum bir dakika beni dinler misin?"
Âşık çobanın hali değişmez:
'Ya ALLAH'
Hükümdar başını iki yana sallar:
"Peki" der, "hiç olmazsa kulağını bana ver. Benim damadım olur musun?"
Genç çoban susar...'Ya ALLAH' kesilir... Herkes dehşete düşer
Ağır ağır başını hükümdara çevirir, gözlerine "derin" bakar, ağzından kelimeler tane, tane dökülür. "Olamam efendim" der, "siz kızınıza başka bir koca arayın."
Genç çobana 'Ya ALLAH' dedirten sebebi, olayın arka planını bilenler hayretle sorarlar:
"Bütün istediğin, derdin bu değil miydi? Şimdi niçin hayır diyorsun."
Genç cevap verir ve soru sahipleri oldukları yerde donarlar:
"Ben kullarından birine duyduğum bir aşk nedeniyle, riyakârca 'Ya ALLAH' dedim, Rabbim hükümdarı ayağıma getirdi, kendi diliyle kızını bana teklif ettirdi. Bundan sonra sadece ALLAH için, 'Ya ALLAH' diyeceğim, bakalım ona ne verecek."
Anavatanı Malaya yarım adası olan bu meyve ağacının boyu
Pembe veya cinsine göre kırmızı olan çiçeklerinden oluşan meyveler ufak bir elma iriliğinde, beyaz renkte ve güle benzer bir kokusu ile, ortasında bir de yuvarlak çekirdeği vardır.
Özellikle kurak bölgeleri seven bu meyve, çok kuvvetli topraklarda iyi yetişemez. Meyve lezzeti çok iyi değildir. Diğer cinsleri içinde E. unifLora, E. aquea, E. Javanica önemli olup, bunların ayrıca birçok çeşitleri de vardır.Alıntı
"Ey Rabbim! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan cimrilikten, eli kolu dökülür derecede takatsizlikten kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yaptığını insanların duyması ve medh etmeleri için yapmaktan, riyadan, sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzamdan, abraslıktan ve kötü hastalıklardan sana sığınırım. Benzeri hadisler Buhârî, Deavât, 39, vd.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- duasında: "Ey Rabbim! Beni, iyilik ettiği zaman sevinen, kötülük ettiği zaman istiğfar edenlerden kıl. Camiu's-Sağir.
Ekseri duaları:
"Ey kalpleri çekip çeviren Rabbim! Kalbimi dinîn üzere sabit kıl." İdi.. Tirmizî, Deavât, 85.

Türkiye'de bilinmeyen bitkilerden biriymiş.
Bu mucize meyve yendikten sonra 30 dk için ekşi olan her şey tatlı hale geliyor.
Die Früchte der Wunderbeere am ZweigSystematik
Klasse: Einfurchenpollen-
Zweikeimblättrige (Magnoliopsida)
Unterklasse: Asternähnliche (Asteridae)
Ordnung: Heidekrautartige (Ericales)
Familie: Sapotengewächse (Sapotaceae)Gattung: Synsepalum
Art: Wunderbeere
Wissenschaftlicher Name
Synsepalum dulcificum
Ağız Tadı
Padişahın biri hanımıyla birlikte bağ ve bahçelere doğru bir geziye çıkıyor. Manzarasını beğendikleri bir yere uğruyorlar. Yaşlı bahçıvan, bu değerli misafirini hoşnut etmek için elinden geleni yapıyor. Çeşitli meyve sularından bir içecek hazırlıyor ve padişaha sunuyor.
Padişah, meşrubatı çok beğeniyor. Konuşma esnasında yaşlı bahçıvan, çocukları olmadığını yaşlı hanımı ile burada vakit geçirdiklerini söylüyor. Padişah buradan teşekkür ederek ayrılıp yollarına devam ederken hanımı diyor ki, “Bir gün bunlar ölüp gidecekler, bu güzelim yer kime kalacak. Ben derim ki burayı yaşlı bahçıvandan satın alalım, arada bir istirahat için geliriz.”
Padişahın da aklına yatar bu teklif. Akşam geçerken tekrar uğrarlar. Bahçıvan, “Sabah padişah efendimiz beğenmişti aynı meşrubattan tekrar yapayım” der, yapar ve padişah ikram eder. Bu defa padişah,”sabahki meşrubat çok lezzetliydi, aynısından yapsaydın ya, bunu beğenmedim.” der.
Bahçıvan da “Efendim, ben aynısından yaptım. Benim meşrubatta bir değişiklik yok isterseniz siz kendinizde meydana gelen değişikliği bir kontrol edin” der.
Eskiden Tiryaki genellikle sertiko(sert) kahve içer. Tiryaki kahvesinin sıcak muhafaza edilmesi ve dudaklarının yanmaması için kalın kahve fincanı ister.
Tiryaki kahvesini içmeye başlamadan önce, bir nefeste bir bardak soğuk su içer. Bunu boğazını ve ağzını temizleyip kahvenin tadını tam olarak alabilmek için yapar.
Her tiryaki kahvesini kendine özgü bir biçimde içer. Kalın fincanda herhangi bir çatlak varsa kahve iade edilir. Eğer gecikirse söylenmeye başlarlar (Nerde kaldı kahve? Kılçıklarını mı ayıklıyorsun? diye). Kimi tiryakiler nedendir siparişi vermek için acele etmezler.
Tiryakilerin çoğu kahvesini ağır ağır, aralıklarla, sükûnet içinde, zevkli düşüncelere dalarak, yâni ruhlarını huzura kavuşturarak içerler.
Uyanmak için ya da ağızlarına tad gelsin diye bir çırpıda içenler de vardır.
Ağır kahve durulunca kalın telve oluşturur. Bu telve tiryakilerin çok hoşuna gider; çoğu telveyi yer, ya yalayarak, ya da parmaklarını fincana daldırarak( bu ayıp sayılmazdı). Fakat artık bu uygulama tamamen kalkmıştır denebilir."

Description
The tree can grow up to
The longan ("dragon eyes") is so named because of the fruit's resemblance to an eyeball when it is shelled (the black seed shows through the translucent flesh like a pupil/iris). The seed is small, round and hard.
http://en.wikipedia.org/wiki/Longan