17.12.2008

Küçük Delikanlılar

Bir Çocuğu Eğitmek O ülkenin Kaderini Belirler! Alıntı



16.12.2008

Çörek Otu


Nigella Sativa, Ortadoğu ülkeleri arasında birçok derdin dermanı olduğu için “Habbat Al Barakah” ya da “Kutsanmış Tohum” olarak bilinir. Binlerce yıldır Ortadoğu, Asya ve Afrika’da kullanıldığı gibi günümüzde Amerika ve Avrupa’da da kullanılmaktadır
Origo Çörek Otu Yağı (Black Seed Oil) içinde barındırdığı; hoş kokulu yağlar, elementler, enzimler ve vitaminler gibi içerdiği yüzden fazla öğeden dolayı oldukça faydalıdır. İçinde Omega 3 ve Omega 6 ihtiva eden % 58 oranında temel yağ asidi vardır. Bunlar, bağışıklık sistemini alerji ve iltihaplara karşı güçlendirip dengeleyerek kronik hastalıklara karşı koruma sağlayan Prostaglandin E1 oluşumu için gereklidir. Bu oluşum sağlıklı hücreleri virüslerden koruyup tümör oluşumunu engeller.


Yağın sindirimi, lenfler vasıtasıyla yapılır bu sayede lenf sistemi arıtılıp öbek taşı oluşumu engellenir. Nigella Sativa yağı Tutankamon’un mezarında bulunmuştur. İyileştirici ve güzelleştirici özelliklerinden dolayı Kleopatra tarafından da kullanıldığı bilinmektedir.

Yunan filozof, Dioskorides; baş ağrılarını, burun tıkanıklıklarını, diş ağrısını ve bağırsak parazitlerini tedavi etmek için çörek otu kullanmıştır. Modern tıbbın babası kabul edilen Hipokrat, çörek otunu karaciğer ve sindirim rahatsızlıklarının devası olarak tanımlamıştır. Tıp tarihinin en ünlü kitaplarından biri olan “Canon of Medicine” ın yazarı olan İbn-i Sina, çörek otunun metabolizmayı uyardığını, uyuşuklu ve halsizliği engellediğini savunmuştur.

Modern tıp, bu bitkinin özelliklerini, uyarıcı etkilerini kullanarak hemoroit, hepatit, nezle, ishal, öksürük ve tenya gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanmaktadır. Çörekotu ile ilgili ilk yazılı belge “Eski Ahit” de bulunmaktadır.
Çörek otuyla ilgili en önemli sözlerden biri Hz.Muhammed’in (s.a.v) “Çörek otunu kullanın, ölümden başka her şeye devadır.” sözüdür.

1959′dan beri, laboratuar ve üniversitelerde 200 den fazla çalışma yapılmaktadır. Amerika’da Güney Carolina Hilton Head Island’da bulunan Kanser Araştırma Laboratuarında, şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı çalışmalardan biri, %100 natürel çörek otu yağının (Nigella Sativa) tümör tedavisinde, kemoterapide (kimyasal tedavi) görülen negatif yan etkileri göstermeyip büyük başarılar sağladığını kanıtlamıştır. Çalışmalarda Nigella Sativa’nın kemik iliği büyüme oranını %250 gibi bir rakama çıkardığı ve tümörün büyümesini %50 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Bu durum, bağışıklık sistemini uyararak hücreleri virüslerin yok edici özelliğinden koruyan interferon üretimini arttırmaktadır. Araştırmacılar, Nigella Sativa’nın anti bakteriyel ve anti mikotik etkilerini onaylamış ve diyabet tedavisinde esas olan şeker seviyesini düşürmekte de faydalı olduğunu tespit etmişlerdir.



Son zamanlarda AİDS konusunda yapılan bağımsız çalışmalar, çörek otunun doğal katil hücre aktivitesini arttırırken aynı anda yardımcı ve bastırıcı t hücreleri arasındaki oranı da geliştirip savunma sistemi üzerinde meydana getirdiği şaşırtıcı etkilerini ortaya çıkarmıştır



Münihli doktorların deneyimleri, aralarında polen ve toz alerjisi, astım ve deri iltihapları gibi hastalıkların bulunduğu alerjik durumların %70′inin Çörek Otu (Nigella Sativa) yağı ile tedavi edildiğini göstermektedir.

*Vücuda kuvvet ve zindelik verir; bal ile macun yapıp yenebilir. Kan yapıcıdır; her sabah kuru üzümle beraber yenmeli.

*Çocukların gaz ve sancılarında; bir miktar çörekotu tohumu, bir tane hindistan ceviziyle de dövülür ve tülbende konup, çocuğun ağzına tutularak emzirilir.

*Kadınların hayzını söktürür. Anne sütünü artırır; balla yenmeye devam edilmelidir. Unutkanlığa faydalıdır, balla macun yapılıp yenmeli.

*Mide ve bağırsaktaki gazları söker, hazmı kolaylaştırır, iştah açar; ekmek ve keklere katılırsa da şişlik yapmaz.

*Böbrekteki kum ve taşları döker; şerbeti içilir veya 4 bardak suya 3 çorba kaşığı çörek otu dövülerek konur, üzerine 1 çay kaşığı süzme bal konur. Kaynatılıp süzülür. Günde üç kere 1′er çay bardağı içilir.

*Felç ve kazıklı hummaya (tetanoz) faydalıdır; çörek otu yağı burundan faydalıdır.

*Öksürük, balgam, nefes darlığı ve romatizmaya faydalıdır; balla karıştırılıp yenir veya macun yapılır. Grip ve nezleye, baş ağrısına; yağı burundan damlatılır veya çörek otu bir müddet sirke içinde bekletildikten sonra alınarak toz haline getirilir, enfiye gibi burna çekilir veya tohumları kavrulur, tütsüsü burna çekilir.

*Kulak için, sonradan meydana gelen üşütme, rüzgâr alma, iltihap tıkanıklıklarında; çörek otu yağı kulağa damlatılır.

*Diş ağrısı ve diş iltihaplanmalarında kullanılır; çörek otu sirke ile kaynatılıp ağızda gargara yapılır.

*Bağırsak ve karındaki kurt, parazit ve solucanları öldürür; sirke ile kaynatılıp aç karnına içilir.

*Basura faydalıdır; sirke ile kaynatılıp basura sürülürse veya yakılır elde edilen külü içilir veya acı kavun suyu ile merhem yapılır sürülürse faydası görülür.

*Vücudun muhtelif yerlerinde sızısı olanlar; sabunlu sıcak su ile yıkanır, çörek otu kavrularak dövülür ve yıllanmış zeytinyağı içine konur. Bu yağ sızılı kimsenin tepesinden ayağına kadar sürülür, hasta giydirilir. Soğuk rüzgâr değmeden yatağa yatırılır, iyice terletilir. Hasta terledikten sonra sızılar geçer ve vücut ipek gibi olur.

*Sivilce, uyuz, egzama gibi cilt hastalıklarına faydalıdır; çörek otu sirke ile kaynatılıp sürülür.

*Saçları besler, kepeği önler; çörek otu yağı saçlara sürülür.

*Çörek otu tütsüsü haşereleri öldürür.

*Yorgunluk halini giderip zindelik verir.

Alıntı

14.12.2008

Sıkıntılı İken Okunacak Dua

Sıkıntılı İken Okunacak Dua

Resulullah (s.a.v) bu hususta şöyle buyurmuşlardır: Bir söz bilirim ki, büyük bir üzüntüye, sıkıntıya düşmüş bir kul söylerse, Allah Teâlâ ona muhakkak bir çıkış yolu açar. Bu, kardeşim Yunus’un sözüdür; o, karanlık içinde (balığın karnında) kaldığı vakit,"Lâ ilahe illâ ente sübhâneke innî küntü mine'z-zâlimîn"

Senden başka ilâh yoktur. Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim, muhakkak ki ben zalimlerden oldum demişti (Süyûtî).





7.12.2008

Helal Rızık


Kızımı Kime Vereyim?


Merv şehri kadısının bir kızı vardı. Ülkedeki, ileri gelen zengin, makam ve mevki sahibi kimseler bu kızı isteyince hiç birine vermedi.

Bu zatın Mübarek adlı, bağına-bahçesine bakan bir kölesi vardı. Aradan iki ay geçmiş meyveler olgunlaşmış bolluk bereket gelmişti. Efendisi, Mübarek’ten üzüm isteyince, toplayıp geldi. Getirdiği üzüm çok güzel olmasına rağmen henüz olmamıştı, başka üzüm istedi. O da ekşi çıktı. Efendisi; "Bahçede o kadar üzüm var, niçin böyle üzüm getiriyorsun?" demekten kendini alamadı.

Mübarek; "Efendim! Ekşisini tatlısını bilmiyorum!" diye cevap verdi. Bağ sahibi; "Sübhanallah iki aydır bağdasın, daha hangisinin ekşi, hangisinin tatlı olduğunu bilmiyorsun." diye çıkıştı. Mübarek onları yemekle değil korumakla vazifeli olduğunu biliyordu. Efendisi; "Niçin onlardan yemedin?" deyince; "Siz benden bağınızdaki meyvelerin muhafazasını istediniz. Yiyiniz demeyince alıp yemem uygun olur mu, emrinize karşı gelebilir miyim?" cevabını verdi.

Efendisi böyle bir hâdiseyle ilk defa karşılaşmıştı. Mübarek’in bu hâline hayran kaldı. Güvenebileceği birini bulmuştu. Gerçekten onu ve hâlini çok sevmişti. Kölesine dönerek; "Sana bir şey soracağım." diye söze başladı. Sonra; "Benim bir kızım var, malı makamı yüksek pek çok kimse onu ister. Hangisine vereceğimi ne yapacağımı bilemiyorum. Bu hususta bir fikrin olur mu? Sen ne dersin?" diye sordu. Mübarek, bu söze karşı şöyle dedi:

"Efendim! İnsanlar, damat için; câhiliyye devrinde soya sopa; yahûdîler ve hıristiyanlar güzelliğe, Resûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem zamanında dindarlığa, Allahu Telâdan korkup, haramlardan sakınmaya bakarlardı. Zamanımızda ise, mala ve makama bakılıyor. Artık bunlardan dilediğini seç."

Bunun üzerine efendisi:

"Ben dindarlığı ve takvayı seçiyorum ve kızımı seninle evlendirmek istiyorum. Çünkü sende haramlardan kaçma, dinîne bağlılık, iyi hal, emanet ve güvenilirlik gördüm ve bunları sende buldum." dedi.

O ise kendisinin köle olduğunu, parayla satıldığını, böyle olunca evlenmelerinin garip karşılanacağını, hem kızın buna razı olmayacağını bir bir anlattı.

Akıl da öyle diyordu. Ancak kadı kararlı idi. "Kalk eve gidelim." dedi. Eve varınca hanımına; "Bu Salih, dindar, takva sahibi bir köledir. Kızımızı onunla evlendirmek istiyorum, senin fikrin ne?" deyince, hanımı; "Sen bilirsin, fakat bir de kıza soralım." cevabını verdi. Anne durumu kıza açıp babasının niyetini söyleyince, kızı da bu hususta her şeyi anne ve babasına bıraktığını bildirdi.

Kadın kızın razı olduğunu babasına anlatınca nikâhları kıyıldı. Fakat Mübarek, kızın yanına gitmiyordu. Bu hâl kırk gün sürdü. Bir vesile ile anne durumdan haberdar olunca dayanamadı; "Kızımızı kölene verdin, aradan bunca zaman geçtiği halde dönüp yüzüne bile bakmadı, bu yaptığı nedir? Bu nasıl iş?" diye şikâyet ve sitemde bulundu. Bunun üzerine kadı; "Ey Mübarek! Kızıma naz mı ediyorsun? Niçin yanına gitmiyorsun?" demekten kendini alamadı. Buna karşılık damat:

"Ey Müslümanların kadısı! Ey efendim! Bu nasıl söz? Sizin kerimenize naz etmek ne haddime. Lâkin kadısınız. Ola ki kızınız şüpheli bir şey yemiştir. Şüpheden uzak olmak için bu zamana kadar bekledim ve ona helâl yemek yedirdim. Belki Allahu Teâlâ bize Salih bir evlat verir. Bundan başka bir düşüncem yoktur." dedi.

Kırk gün geçtikten sonra ehline yaklaştı. Haram ve helâle bu derece dikkat ettiği için Allahu Teâlâ ona Abdullah isminde bir çocuk verdi.
Evliyalar Ansiklopedisi

5.12.2008

Kaju

Kaju Fıstığı, Hint Fıstığı,


İngilizce de ise Cashew olan bu fıstık; Uzakdoğu Asya kökenli bir çeşit fıstıktır. Yer fıstığından farkı da yerde değil bir ağaçta yetişir. Ağaçta ki olgunlaşmış görünümü, kırmızı bir elmayı andırır. Sanki elma, sapından dala tutunmak yerine tam tersine yani çiçekli olan kısmından dala tutunmayı tercih etmiş gibidir ve sap olması gereken yerde isminden de anlaşılacağı gibi 'j' harfini hatta daha çok bir böbreği andıran şekliyle meyvenin çekirdeği bulunur.


Bu çekirdek ise lezzetle yediğimiz fıstık kısmını oluşturur. Ve daha sonra fıstık meyveden ayrılarak toplanır.Kaju fıstığı muhteşem tadının dışında besleyiciliği, vücudu güçlendirme ve hastalıklardan koruma özellikleri ile de cashew, benzersiz bir çerez. İçinde kalsiyum, fosfor, betakaroten, riboflavin gibi vücudumuz için çok yararlı maddeler var. İçerdiği potasyum tansiyon düşürücü özelliğe sahiptir. Ayrıca sinirlerin ve kalp kaslarının sağlıklı çalışmasını sağlar. Alıntı

Tarihçesi

16. yy başlarında Portekizliler Brezilya'yı istila ettiklerinde kaju ağacını da keşfetmişler. Portekizli denizciler kaju tohumlarını Brezilya'dan batı Afrika kıyılarına taşıyarak bu topraklara ilk yerleşen Portekizlilerin orada yetiştirmelerini sağlamışlar. Kajunun batı Afrika'yla tanışması ve yayılış hikâyesi böyle başlıyor.
Kaju ağacının yayılımı için yağışlı ve nemli ekvator iklimi çok elverişli. İklimi dolayısıyla kaju ağacı batı Afrika kıyılarına kolayca adapte olup hızla yayılmaya başlamış. Afrika'nın batı kıyısında Gabon, Angola ve Namibya gibi ülkelerden de doğu Afrika'daki ülkelere, Mozambik, Kenya ve Tanzanya'ya da yayılmış.

Kaju ağacı Brezilya ve Afrika dışında Hindistan'da da yetiştiriliyor. Günümüzde dünyanın en büyük kaju üreticisi ve ihracatçısı Hindistan'da Kerala Kaju Birliği. Brezilya ise kaju üretimi ve ihracatında dünya ikincisi. Afrika ise bu sıralamada üçüncü. Hindistan'ın hasat zamanı Mayıs, Brezilya'nın ise Ekim ayı, yani bu sayede dünya kaju fıstıksız kalmıyor.


Kaju meyvesi çabuk çürüdüğünden ekonomik değere sahip değil. Kaju fıstığının diğer fıstık çeşitlerinden daha pahalı olma nedenlerinden biri her iklimde yetiştirilememesi ve her kaju elmasından ancak bir adet kaju fıstığı üretilebilmesi. Toplanan kaju elmalarından çekirdekleri ayrılarak üzerlerindeki kabuk çıkartılıp kavrularak evlerimize ulaşacak şeklini alıyor.

AlıntıFaydaları
—Vücudu hastalıktan koruyan, şeker hastalığının gelişimini engelleyen ve antioksidan olarak nitelenen bir mineral olan selenyum içerir. Yine bu mineral, vücudu kimi metal zehirlenmelerinden korur, kansere karşı direnci arttırır.
—Özellikle hamilelerde takviyesi gereken demir mineralini içerir.

—İçerdiği D vitamini kemiklerin güçlü olmasını sağlar, kemik hastalıklarının oluşmasını önler, bağışıklık sistemini güçlendirir.
—İçerdiği magnezyum minerali ile vücudumuzdaki kemik ve sinir dokusunu, kasların çalışmasını ve kalp atışlarını düzenler; adet dönemi gerginliğini azaltır.

—Vücut direncinin arttıran, yaraların iyileşmesini sağlayan, sperm hareketlerini arttıran, büyüme, gelişme ve gebelik dönemlerinde etkili olan çinko mineralini içerir. Alıntı

Mahsulün süreci ile ilgili Fotoğraflar

Cashew nut post-harvesting process




3.12.2008

Tiryakiye Yakışır Bir Kahve


Kahvenin Meyvesi



Tiryakiye yakışır bir kahve ağır ateşte 15–20 dakika pişirilmeli, cezve sık sık ateşe sürülüp geri çekilmelidir.Eskiden böyleydi. Her fincan kahve için bir kaşık kahve ve bir kaşık şeker günümüzde kural haline gelmiştir.

Nasıl pişirilirse pişirilsin köpüksüz bir Türk kahvesi düşünülemez. Eski Türk kahvesi ise genellikle şekersiz olurdu. Bunun yerine kahve öncesinde veya sonrasında tatlı bir şey yemek veya içmek geleneği vardı. Tatlı olarak şerbet gibi içecekler alındığı gibi reçel, şekerleme veya lokum da yenirdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun etkisindeki Yunanistan, Makedonya, Yugoslavya gibi yerlerde ve Türkiye’de kadınlar tarafından Türk kahvesi genellikle şekerli olarak alınırdı. Bu bakımdan sade, yandan çarklı, orta vb. gibi isimlerle kırkı aşkın kahve pişirme şekli bulunmaktadır.

Şayet kahvenin değişik ve güzel bir koku taşıması isteniyorsa fincanların dibine yerleştirilen bir mahfaza içine kokulu maddeden bir parça konulurdu. En çok yasemin, amber, karanfil ve kakule kullanılırdı.

29.11.2008

Karkade


Hibiskus, Hibiküs, Hibiscus sabdariffa Karabamya Afrika Bamyası
Familyası: Ebegümecigiller, Malvengewaechse, Malvaceae
Drugları: Hibiskus Çiçekleri: Hibisci flos

Hibiskus’un aslında çiçeklerinin kupa yaprakları ve dış kupa yaprakları çay ve natürel ilaç yapımında kullanılır. Taç yaprakları ise kullanılmaz.


Giriş:
Eskiden hibiskus türleri ile bamya türleri birlikte zikredilir iken günümüzde ebegümecigillerin bir alt türevi olan bu iki tür ayrı alt gruplara ayrılmıştır. Bu nedenle hibiskus Türkiye’de karabamya veya Afrika bamyası diye anıla gelmiştir.

Almanya’da ise çok meşhur bir Yazarın (M. P.) Hibiskus’san bahsederken yanlışlıkla Japon Çiçeğinin fotoğraflarını yayınlamış ve onun botanik yapısından bahsetmiş ve bir diğer önemli yazar ise hibiskus yerine bamya’dan bahsetmesi nedeniyle zihinleri karıştırmışlardır.
Doğrusu bende önceleri çok yanılmış ve yanlışlıkla başka bitkilerin fotoğraflarını çekmiştim. Ağustos 95’de Üniversitenin botanik bahçede gezerken tesadüfen Hibiskus’u görüp altındaki Latince tabelayı okuyunca doğrusu çok şaşırdım. Fakat sonunda yüzbeyüz emin olarak gönül rahatlığı ile bu bitkiden de bahsetme cesaretini kendimde buldum.
Botanik:
Genellikle bir yıllık bir bitki olup boyu 2 metreye kadar ulaşan, çok çatalı otsu bir bitkidir Yaprakları gövdeye oturmuş ğç parça ortadaki parçası uzunca ucu sivri dil şeklinde kenarları kertikli koyu yeşil renklidir.
Çiçekleri beyaz veya hafif pembemsi beyaz geniş kalp şeklinde göbeğe doğru koyu vişneçürüğü rengini alan taç yaprakları beş adet olup ve de ortada bir demet sarı tozluğu bulunur.
Taç yaprağını kavrayan kupa yaprakları açık veya koyu vişneçürüğümsü yeşil renkte olup üzeri tüylü, kalın etli bir yapıya sahiptir ve de bunu etrafını çeviren ayrıca 8-12 adet daha ince, küçük dış kupa yaprakları mevcuttur.
Çay ve natürel ilaç yapımında bu kupa yaprağı ile dış kupa yaprağı kullanılır diğer kısımları kullanılmaz.
Yetiştirilmesi:
Eskiden vatanı Sudan olan bu bitki günümüzde hemen hemen tropik ve subtropik ülkelerde yetişmekte ve hatta Almanya gibi iklimi ılıman olan ülkelerde bile yetişmektedir. Türkiye’nin hemen her bölgesinde yetiştirilebileceği kanaatindeyim.
Hasat zamanı:
Çiçekleri solduktan sonra kupa yaprakları tekrar kapanır ve kurumaya başlar bu zaman toplanır ve kurutulduktan sonra nemde uzak bir yerde porselen kaplarda muhafaza edilir.

Birleşiminde:
Geniş bilgi: Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp isimli kitabımızda mevcuttur.
Kullanılması: a-) Üniversite kliniklerinde tedavi denemeleri ve araştırmalar yapılmamıştır. Bu nedenle bugünkü bilgilere göre 2. sınıf bir şifalı bitkidir. Hibiskus yerine göre daha etkili olan başka bitkiler kullanılmalıdır örneğin:
Pekliğe karşı Ravent-, Keten-, Sinameki-, Nane-, Akdiken-, veya Gökçek İksiri daha etkilidir.
b-) Komisyon E’nin Alman sağlık bakanlığına bağlı olarak çalışan Komisyon E’nin 01.02.1990 tarih ve 22a nolu monografi bildirisine göre hibiskusun tatlandırıcı, renk verici ve hoş koku verici olarak kullanılabileceği açıklanmıştır.
c-) Afrika’da halk arasında müshil yapıcı ve renk verici olarak kullanılır. Ayrıca çok az oranda iştah açıcı ve iltihapları önleyici özeliği olduğu ileri sürülmektedir. Fakat Afrika’da asıl hararete karşı serinletici olarak kullanılmaktadır.
Çay: Bir kahve kaşığı ince kıyılmış, kurutulmuş hibiskus kupa yaprağı demliğe konur ve üzerine 300-400 ml kaynar su doldurulduktan sonra 5-10 dakika demlemeye bırakıldıktan sonra süzülerek içilir.

Yan tesiri: Bilinen bir yan tesiri yoktur. Alıntı

27.11.2008

Zilhicce'nin On Günü; Leyali-İ Aşere

Kur’an-ı Kerim’de Fecr Suresi’nin başında, “On geceye yemin olsun ki…” ifadeleriyle bahsedilen bu on gecenin ne muazzam bir hazine olduğunu ne yazık ki hakkıyla bilemiyoruz. Bazı kaynaklarda bu on gecenin Ramazan’ın son on günü veya Muharrem’in onuncu gününe (Aşure Gününe) kadar olan on gün olduğu kayıtlı olsa da genel görüş ve kabul, bu mübarek on günün Zilhicce ayının ilk on günü olduğudur. Yani her senenin Kurban Bayramından önceki ilk dokuz günü ve Kurban bayramı günü olmak üzere tam “on gün”

Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır

Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.

İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi:

“Allah'a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce'nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.” (Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)

Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin
Yine Efendimizden (s.a.v.) harika bir teşvik cümlesi:
“Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)
Tesbih, sübhanallah; tahmid, elhamdülillah; tehlil, lâilâheillâllah; tekbir ise Allahu ekber demektir. Tesbih, tahmid ve tekbirin namazın çekirdekleri hükmünde olduğunu düşünürsek, bugünlerde nafile namazları arttırmanın ne kadar büyük sevap olduğunu anlayabiliriz.

Arefenin yeri başkadır

Bugünlerde oruç tutup, gündüzünü ve gecelerini de ibadetle geçirmek hem affa, hem de büyük sevaplar elde etmeye vesile olur.

Bu on gün içinde Arefe gününün yeri ise bambaşkadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Arefe günü tutulan oruç hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına keffaret olur.”

(Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 457)

Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman, Arefe günü kardeşi Hz. Aişe’nin (r.a.) huzuruna girdi. Hz. Aişe oruçlu olduğu için hararetten dolayı üzerine su dökülüyordu. Abdurrahman ona:
“Orucunu boz” dedi. Hz. Aişe:
“Resulullahın (s.a.v.), ‘Arefe günü oruç tutmak, kendisinden önceki senenin günahlarına keffaret olur’ dediğini işittiğim halde iftar mı edeyim?”
dedi. (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 458)

Bu on günü hangi ibadetlerle değerlendirmeliyiz?

Her şeyden önce her zaman ve zeminde en vazgeçilmez ibadet olan beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz. Çünkü hiçbir nafile ibadet farzların yerini tutamaz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha bir dikkat ve huşu ile eda etmeliyiz. Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur’an, istiğfar, salavat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz. Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde Kuşluk, Evvabin, Teheccüd gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır.

Arefe günü bin İhlâs Suresi okumak çok faziletlidir. Çünkü arefe, tevhidin, azamet ve kibriyanın tam hissedilip ilan edildiği gündür. Bunun için Arefe gününün sabah namazında başlayıp bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar 23 vakit farzlardan sonra teşrik tekbirlerini getirmek vaciptir. Hatta bu tekbirleri on gün içinde müsait oldukça söylemek büyük sevaptır.

On Günlük İhyanın Püf Noktaları

- Birçok insan bugünlerin kıymetini bildiği halde günlük işlerin ve ilişkilerin içinde tam bir ihya programı yapamıyor. Ya unutuyor ya dünya işlerine zaman ayırıyor ya da tam istifade edemiyor. Bunun için şu basit, ama etkili tavsiyelere dikkat edin:

- Her yılın Kurban Bayramı öncesi 9 günü ile Kurban Bayramı gününü yani Zilhicce’nin ilk on gününü ajandanıza veya her gün gördüğünüz bir yere not edin.

Bu on gün içinde sizi meşgul edecek misafirlik, yolculuk ve yorucu işlerden uzak durun. Bu tür programları ya öne alın veya erteleyin.

- Seçici olmadan maç, dizi, haber izlemek gibi boş ve sizi ilgilendirmeyen işlere zaman ayırmaktan her zaman kaçının; bu on günde ise daha bir titiz olun.

Tamamı

25.11.2008

Sevginin Sadece Sözünü Edenlerle, Onu Yaşayanlar Arasında Ne Fark Vardır?”


Bir gün sormuşlar ermişlerden birine. “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”

“Bakın göstereyim” demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

Ermiş “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. “Peki” demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine “Şimdi…” demiş ermiş. “Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.” Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. “Buyrun” deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

“İşte” demiş ermiş. “Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil veren kazançlıdır her zaman…“

21.11.2008

Evlat

Ana ve babaların çocuklarına bağışlayabilecekleri en güzel miras, günlük zamanlarından bir kaç dakikadır. (O.A. Batista)


19.11.2008

Papaya Ağacı

Mahallemizde ki bu ağacın papaya olduğunu bugün öğrendim, aslında önceden de merak edip inceleyip buraya da kaydettiğim halde ağacı tanıyamadım.



6.11.2008

Pomelo

Diğer İsimleri: Çin Greyfurdu, Shaddock, pomelo Egzotik bölgelerin kutsal olarak da nitelendirdiği pomelo. Bir turunçgil olan pomelo bitkisi iri bir greyfurt görünümünde ancak portakaldan daha tatlıDış görünüş bakımından diğer türlerden farklı değildir, 4-7 metre boylana bilen, her dem yeşil, meyve büyüklüğü 1 kg kadar çıkabilen bir türdür. Dünyada pomelo Çin greyfurdu ve Shaddock olarak da anılmaktadır. Ülkemizde büyük mağazalarda ve bazı internet sitelerinde satışı yapılmaktadır. Fiyat olarak tropik meyvelerde olduğu gibi yüksek rakamlar satışa sunulmaktadır. 8 – 12 YTL civarında satış aralığı vardır. İthal olarak ülkemize getirilmektedir.Özellikle diyet yapan bayanlar tarafından tercih edilmekte ancak ithalatı artırıldığında veya ülkemizde üretildiğinde günlük meyve tüketiminde de kullanıla bilecektir. Lezzet ve besin değerleri açısından önemli avantajlara sahiptir. Kaynak

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Blog Widget by LinkWithin